“Bir Şair” Filmi Üzerinden Şairin Toplumsal İflası

Simón Mesa Soto’nun Bir Şair filmi ilk bakışta başarısız bir şairin hikâyesi gibi görünse de aslında şiirin günümüzdeki toplumsal konumuna dair oldukça sert bir film. Film boyunca izlediğimiz karakter yalnızca kişisel hayatında başarısız olmuş biri değildi. Aynı zamanda temsil ettiği kültürel dünyanın da yenilgisini taşır. Bu nedenle filmdeki trajedi bireysel olmaktan çok tarihseldir.

Şair karakterin en büyük sorunu yoksulluk, yalnızlık ya da depresyon değildir. Asıl sorun, yaptığı şeyin artık hiçbir toplumsal karşılığının kalmamış olmasıdır. Şair figürü bir zamanlar yalnızca edebiyatın değil, kamusal hayatın da önemli aktörlerinden biriydi. Şairler siyasal hareketlerin içindeydi, toplumsal dönüşümlerin sözcüsüydü ve yazdıkları geniş kitlelere ulaşabiliyordu. Bir Şair tam da bu mirasın enkazı üzerinde yükseliyor. Filmdeki karakter, geçmişe ait bir figür gibi dolaşıyor. Sanki başka bir dönemin insanı yanlışlıkla bugüne düşmüş gibi.

Bu açıdan bakınca filmin şiir hakkında değil, zamansızlık hakkında olduğunu düşünüyorum. Karakter bulunduğu çağın ritmine uyum sağlayamıyor. Onun yazdığı şiir de yaşadığı hayat da günümüzün hızına karşılık gelmiyor. Sosyal medyanın, görünürlüğün ve sürekli kendini pazarlamanın belirlediği kültürel ortamda şairin sahip olduğu tek şey kendini var etme çabası. Fakat bu çaba artık bir değer değil. Kimsenin satın almadığı bir ürün gibi ortada duruyor. Filmin en çarpıcı taraflarından biri de şiirin politik işleviyle kurduğu ilişki. Bugün özellikle dünya sanatında politik tavır neredeyse zorunlu bir pozisyona dönüşmüş durumda. Filmdeki şair ise bu beklentinin tamamen dışında kalıyor. Onun şiiri ne toplumsal mücadelelerin parçası ne de güncel tartışmaların içinde. Bu yüzden karakter yalnızca başarısız değil, aynı zamanda anakronik görünüyor. Çevresindeki insanlar onu çağın dışında kalmış biri olarak algılıyor.

Burada ilginç olan şey, filmin karakteri savunmaması. Mesa Soto şairin haklı olduğunu söylemiyor. Tam tersine, onun çıkmazlarını bütün çıplaklığıyla gösteriyor. Karakter bazen kibirli, bazen kendine acıyan, bazen de gerçekle yüzleşmek istemeyen biri. Şiire olan bağlılığı ile şiiri bir mazerete dönüştürmesi arasındaki çizgi sürekli bulanıklaşıyor. Bu nedenle film, sanatçı mitolojisini parçalama konusunda son derece acımasız.

Ben filmin aynı zamanda bir erkeklik krizi anlattığını düşünüyorum. Şair, yalnızca kültürel olarak değil, toplumsal olarak da etkisini kaybetmiş bir erkek figürü. Üretemiyor, para kazanamıyor, yön veremiyor, sözünün ağırlığı kalmamış. Geleneksel erkeklik rollerinin hiçbirini yerine getiremediği gibi sanatçı kimliği de artık ona bir ayrıcalık sağlamıyor. Bu yüzden şiire tutunması biraz da son kalan kimliğini koruma çabası gibi görünüyor. Şiir elinden alındığında geriye yalnızca başarısız bir adam kalacak.

Filmin depresyonu ele alış biçimi de dikkat çekici. Buradaki depresyon modern sinemada sık gördüğümüz türden estetik bir melankoli değil. Karakterin yaşadığı şey daha çok toplumsal bir işlev kaybı hissi. Dünyada bir işe yaramadığını düşünmenin yarattığı ağır bir duygu. Film boyunca bu hissin karakterin bedenine yerleştiğini görüyoruz. Yürüyüşünde, konuşmasında, insanlarla kurduğu ilişkilerde sürekli bir tükenmişlik hissi var. Bu nedenle filmde depresyon psikolojik olmaktan çok varoluşsal ve sınıfsal bir mesele olarak ortaya çıkıyor. Bir Şair, şiiri kutsayan bir film değil. Hatta yer yer şiirin de bir yanılsama olabileceğini ima ediyor. Karakter şiire sığınıyor ama şiir onu kurtarmıyor. Belki de Mesa Soto’nun asıl sorusu şu: Toplumun artık ihtiyaç duymadığı bir sanat biçimine hayatını adamak, direniş midir yoksa kendini kandırmanın başka bir yolu mu? Film bu sorunun cevabını vermiyor. Ama şairin yüzünde gördüğümüz yorgunluk, cevabın pek iyimser olmadığını hissettiriyor.

Film üzerine düşünürken aklıma takılan son nokta ise şairin günümüz dünyasındaki konumu oldu. Coğrafyalar değişse de şairlere yönelik bakışın büyük ölçüde benzerleştiğini görüyoruz. Bugünün Türkiye’sinde de durum pek farklı değil. Festival çevrelerinde dolaşan, akademik alanda görünürlük kazanan ya da ekonomik olarak daha güçlü ülkelerde entelektüel kimlikleriyle var olabilen şairler bir kenara bırakıldığında, dünyanın birçok yerinde şair figürü hâlâ Oscar Restrepo’nun maruz kaldığı küçümseyici tavırlarla karşı karşıya kalıyor. Bir zamanlar toplumun vicdanı, sözcüsü ya da kültürel hafızası olarak görülen şair, bugün çoğu zaman işsiz, hayalperest, duygusal ya da “gerçek hayatın dışında” yaşayan biri olarak algılanıyor. Şiirin ekonomik bir karşılık üretmediği, insanı görünür bir başarıya ulaştırmadığı ve onunla uğraşmanın zaman kaybından ibaret olduğu yönündeki düşünce giderek yaygınlaşıyor. Bu nedenle çağdaş şair yalnızca iktidarla, kültür endüstrisiyle ya da edebiyat çevreleriyle mücadele etmekle kalmıyor aynı zamanda toplumun şiire ve şaire yönelik önyargılarıyla da baş etmek zorunda kalıyor.

Bir Şair tam da bu noktada değer kazanıyor. Film, şairin yalnızca yazınsal bir mücadele vermediğini, aynı zamanda varlığını meşrulaştırma savaşı içinde olduğunu gösteriyor. Oscar Restrepo’nun yaşadığı kırılmaların önemli bir kısmı da buradan kaynaklanıyor. Çünkü şiir yazmak artık yalnızca estetik bir uğraş değil, neden hâlâ şiir yazdığını, neden vazgeçmediğini ve bunun ne işe yaradığını sürekli açıklamak zorunda kaldığın bir savunma pozisyonuna dönüşmüş durumda. Belki de filmin en çarpıcı yanı burada yatıyor. Bize yalnızca bir şairin hikâyesini anlatmıyor, şairlerin günümüzde hangi görünmez baskılar altında yaşamaya çalıştığını da gösteriyor. Her geçen gün daralan kültürel alanın içinde şiirin ve şairin verdiği psikolojik mücadeleyi görünür kılıyor. Bu nedenle Bir Şair, yalnızca başarısız bir adamın portresi değil de çağımızda şiirin neden hâlâ var olmaya çalıştığını ve bunun nasıl bir bedel gerektirdiğini sorgulayan önemli bir film olarak okunabilir.

En Yeniler

Baht Karası – Barış C. Yıldırım

Kendi aruzumu buldum artık arzumdur arşa yakın makineyle hayvan arasında...

2000’ler şiirinin iki yol arkadaşının, Ali Özgür Özkarcı ve Ömer Şişman’ın toplu şiirleri bu ay 160. Kilometre’de.

heves dergisinden bu yana, özgün ve öncü yapıtlarıyla kalıplaşmış...

İzmir Sahaflar Çarşısı’nda Ölümünün 63. Yılında Nâzım Hikmet Konuşulacak

İZMİR – Kentin kültür duraklarından İzmir Sahaflar Çarşısı, edebiyat...

Sessizlik – Handan Deniz Tinik

Dalganın çakıllardan çekilmesini ve kumsalı ezen adımları duyuyordu Görenler bir sessizliği...

Orhan Pamuk’un Yeni Kitabı “Kelimeler ve Resimler” Bugün Okurla Buluşuyor

Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, yeni kitabı Kelimeler...

Suzanne Buffam – Amor Fati

Bir aptal yeterince isterse bir şeyi, dahiye dönüşebilir Karganın uçuşu...

Benzer İçerikler

76. Berlin Film Festivali’nin En Büyüğü: İlker Çatak’ın Sarı Zarflar’ı Ne Anlatıyor?

76. Berlin Film Festivali’nden o meşhur Altın Ayı ile dönen Sarı Zarflar, sadece Türk sineması için bir gurur tablosu değil, benim gibi sinemanın içinde...

Işığın Eşiğinde Bir Ev, Zamanın İçinde Bir Rüya: “Rüzgarın İlk Nefesinde”

Bazı filmleri, kitapları ya da insanları daha tanımadan seveceğini bilirsin. Sadece tek bir bakışın, yarım kalmış bir cümlenin ya da ışığın bir eşiğe düşüş...

Gökçe Kasacı ile Müzik Hayatı ve Yeni Dönem Üretimleri Üzerine Söyleşi – Vol:2

1. Aslen biyomedikal mühendisisin; bir süredir de Hamburg'dasın. Akademik ve profesyonel kariyerini uluslararası bir zeminde sürdürürken müziği de hayatının merkezinde tutuyorsun. Bilimsel disiplin ile...