Dosta Destan – Ecre Begüm Bayrak

solmadı sümbülteberler ve solmadı doğa
solmadı dişimizi sıktıran öz
solmadı kan
solmadı.

kimimiz için dostluktu, kimimiz için yangın
kimimiz için yıldız, kimimize gece, kimimize hayat
kimimiz, kimiz?
kimiz bu yıldızsız karanlık içinde ve kimiz,
dolanırken ayaklarımıza otlar, tavsırken o hiç kapanmayan,
belki de kapanacak olan,
ama kapatmamak için canımızı koyduğumuz ortaya,
o yara.

yara, kimiz, anlatır
anlatır, kimiz
sesimiz birbirine karışırken ve elimi avucuna alıp sıkarken sen,
o,
bir başkası.

elim avucundayken ve kapatmak istemediğimiz o yarayı dişlerken tekrar ve tekrar,
hatırladığımız göz ne renkti?
hatırladığımız sakal, hatırladığımız saç
hatırladığımız gülüş kimindi; hatırladığımız kirpik, hatırladığımız kan

“yorgun bir attım, bundandır hiç şahlanmadım
yine de savaşır sayar mısın beni?”

solmadı sümbülteber ve solmadı doğa
solmadı dişimizi sıktıran öz ve solmadı bizi kıskıvrak,
bizi kanrevan ve bizi canhıraş
ve bizi dost düşman ve bizi gün gece saran, kıran,
aşk

uğulduyor bir kent ve uğulduyor bir duvar, bir savaş
bir yaşam uğulduyor bir insan değirmeninde
bir gülüş, bir hatırlayış uğulduyor, bir açlık

hatırladığım göz ne renkti biliyorum,
hatırladığım bakış, hatırladığım saç ve hatırladığım güç
hatırladığım sevinç kimdi, hatırlıyorum
hatırladığım omuz
hatırladığım yekin

solmadı sümbülteber ve solmadı doğa
solmadı dişimizi sıktıran öz ve solmadı kan
solmadı hep aynı şiirleri okuduğumuz
hep aynı şiirleri okuduğumuz ve hiç bıkmadığımız

o hiç üçten fazla, hiç beşten fazla, hiç yüzden fazla çıkamadığımız meydan
kimimiz için onurdu, kimimiz için can, kimimiz için kalandı, kimimiz için kan

hatırla: o göz kimin gözüydü?
o bakış kimin bakışı?
hatırla.
o kan kimindi?
hatırla o et.
hatırla o tırnak.
hatırla o saç.
hatırla, açlık kimindi?
ve hatırla, kim içindi aç.
hatırla, o yara kimindi?
o,
bir başkası.
hangi yara?

hani o kapanmayan,
hani o kapanmasın diye dişlerimizi kanatan,
tırnaklarımızı kıran, kolumuzu boynumuzu kıran,
bizi kıran, sonra yeniden doğuran, yıkıp yıkıp yeniden kuran,
seni içinden kaçıran ve içini açan ve
içini açıp sana kendini yeniden yarattıran ve seni yeniden yaratan
hangimizin?
uzun bir yola çıkmalı, uzun bir yol olmalı şimdi
uzun bir hatırlayış olmalı, uzun bir…

uzun bir atın yelesine tutunup şimdi
bir kez şahlanmalı
hatırlamalı: bakış kimin, el kimin, et kimin, tırnak kimin?
güç kimin, direnç kimin, ilenç kimin, erinç kimin?
hatırlamalı, bir yola bakmalı
“yorgun bir at elbette ki savaşabilir,”
çünkü
solmadı sümbülteber ve solmadı doğa
solmadı kanımızı kaynatan
ve solmadı dişimizden sızan kan

En Yeniler

Cristina Peri Rossi – Eksiklik

Kimi insanlar eksikliklerine bir isim verir. Kiminin eksiği Antônio'dur ya da Cecília, Afrika'ya...

Eda Gül’ün Yeni Kitabı “Proleter Öğüdü” 160. Kilometre Tarafından Yayımlandı

Çağdaş Türk şiirinin özgün yayın çizgisini sürdüren 160. Kilometre,...

Nostaljik Kazazedeler – Yunus Emre Oğuz

Gözü Kader’in kahvaltı tabağındaydı. Dikine, ince ince doğranmış salatalıklar,...

Alman Taşrasında Türkçe Şarkılar: Christian Petzold’un “Jerichow” Filmini Yeniden Okumak

Christian Petzold'un 2008 yapımı Jerichow filmi, ilk bakışta James...

Hugo Claus – Batı Flandre

İnce şarkı, karanlık iplik batan bir çarşaf gibi ülke. Çiftliklerin, sütün bahar...

Nihat Özdal’ın Yeni Kitabı “Bulut/Haiku” Lando Yayınlarından Yayımlandı

Şair, yazar, fotoğrafçı ve doğa gözlemcisi kimliğiyle çağdaş Türk...

Benzer İçerikler

Otopsi Perisi – Bilgehan Tuğrul

Eller ve imdat Balkonda yapılmış ağıtlara katılan kediler Hep bir ağızdan ölmeliyiz Bikinilerimizi giyip balıklama Uzun boylu seksi apartmanlardan atlayarak Uykumda lekekerini sildiğim melekler haberiniz olsun Her şey bana yaptırılıyor...

Babamın Yattığı Kabristanın Adını Yanlış Biliyorum – İlker Hepkan

nereden çıkacağın belli olmuyor beyazperdede anlayışlı bir karakterin düşünceli bakışlarında bir country albümünde, okyanusun ortasında aynada, yorgun değilsem, yüzüm gülüyorsa beni kovalayan akrabalar suretimi bir saniyeliğine yakaladığında mutfak tezgahına...

Üçüncü Perşembeler – İlda Sorel

Doktor bana bunun “küçük bir prosedür” olduğunu söylediğinde, yüzündeki ifade sanki kelimeleri değil de başka birinin hayatını anlatıyordu. Masanın üzerindeki dosyaya bakarken konuşuyor, gözleri...