Metaforik Yangınlar Ve Açlıklar Üzerine Bir Film: Beoning

Beoning (Burning). Türkçeye “Şüphe” adıyla çevrilen filmin ilk gösterimi 2018’de Cannes Film Festivali’nde yapıldı ve Oscar’da Güney Kore’nin Yabancı Dilde En İyi Film adayı olarak gösterildi. Dram ve gizem, biraz da psikolojik gerilim türünde gibi gözükse de film bir “tür” filmi değil. Kural yıkıcılığıyla bütün türlerden farklılaşıyor. Yani filmi herhangi bir tür altında sınıflandırmak pek mümkün gözükmüyor.

Filmin yönetmen koltuğunda (“Şiir” filmiyle) Cannes Film Festivali En İyi Senaryo ödülü de dâhil olmak üzere birçok uluslararası ödül almış Lee Chang-dong bulunuyor. Öncelikle benim için kült bir filmi olan “Şüphe”yi anlatacağım bu yazıda, filmi özet geçip filmin tadını kaçırmak istemiyorum. Bu yüzden film hakkında çeşitli bilgiler verip filmde gözüme çarpan, beni etkileyen yerlerin altını çizmekle yetineceğim.

Şüphe, Japon yazar Murakami’nin 1983 yılında yayımlamış olduğu “Barn Burning” (Ahır Yakmak) adlı öyküsünden uyarlanmış. Aynı şekilde Murakami de öyküsünü, William Faulkner’ın aynı adı taşıyan öyküsünden esinlenerek yazmış. Her ne kadar Murakami’nin öyküsünde yakılan yerler ahırlar olsa da, filmde yakılan yerler seralar. Yönetmen ahırları, seralar olarak değiştirme sebebini Güney Kore’deki seraların bolluğuyla açıklıyor. Bu gibi detaylar filmi daha gerçekçi bir zemine yerleştiriyor. Filmde ahırlardan olmasa da Faulkner’dan bahsedildiğini ve baş karakterin en sevdiği yazar olduğunu söyleyeyim.

Bütün bunlarla birlikte, hikâyede yer almayan ama Murakami’nin diğer eserlerinde görülen kuyu ve kedi gibi yazar için önemli bazı ögelere de filmin içerisinde yer verilmiş.

Filmde birçok imge ve felsefî konu ele alınmış; yazar olmak isteyen gençler, yalnızlık, sevgisizlik gibi bireysel konular ve Güney Kore’deki gelir dağılımının adaletsizliği, fakirlik gibi sosyal konulara da değinilmiş. Film, bu kadar yoğun imgeler ve konularla bezenmiş olmasına rağmen izleyicisini boğmuyor.

2003-2004 yıllarında Güney Kore Kültür ve Turizm Bakanı olan yönetmen Lee Chang-dong, bahsettiğimiz öykülerden faydalanmış ama olaylara farklı bakış açılarıyla yaklaşmayı da ihmal etmemiş. Örneğin “yakma” dürtüsü veya psikolojik tanımıyla piromani, Murakami’nin öyküsünde merkezde bulunuyor. “Şüphe”yse bir giz, bir şüphe etrafında kurgulanmış ama yakma imgesi de filme çok güzel bir şekilde işlenmiş ve filmde apayrı bir atmosfer yaratmış. Bu imge filmde en çok etkilendiğim imgeydi diyebilirim. Hatta bu imge, dostum İnanç İş’in “Yankı” adlı şiirinin son dizeleriyle bütünleşiyor benim içimde:

bugün
bir oyun oynadım kendi kendime
kapanmaz yaralarımın kanla çizdim altını

tuz ve şiir kadar kanıksadım
bazı yerler güzel ama sen yoksun

bazı yerler çam dibi, kozalak, çıra
gittiğim bazı yerleri ateşe veriyorum.

Bu şiirle bu filmdeki yakma imgelerinden benzer tatlar alıyor, bu imgelerde birbirlerinden izler buluyorum. Oysa bunların birbirlerinden haberleri yok ve belki yalnızca benim için bir araya gelecekler. Sanatın ayrıca hoşuma giden bir tarafı bu…

Şüphe, izleyicisine bunun gibi birçok açık kapı bırakan bir film. Metaforlarla dolu. Zaten filmin içinde iki karakterin metafor kavramı hakkında konuşmasıyla, filmdeki metaforlar üzerine düşünmeleri için izleyicilere telkinde bulunulduğunu da söyleyebiliriz. Yani yeterince odaklanabilen, film üzerine düşünen herkes kendinden, duygularından, birikimlerinden bir şeyler bulabilir bu filmde. Aklınız hiç beklenmedik sahnelerde, hiç beklenmedik düşüncelerle dalgalanabilir.

Bütün bu bilişsel yoğunluğuna rağmen duygusal ağırlığından da hiçbir şey kaybetmiyor “Şüphe”. Hatta önemli bir film eleştirmeni olan Mehmet Açar bu film hakkında “Anlamaktan ziyade hissedilecek bir film demek belki daha doğru…” diyor.

Duygusal yoğunluğun izleyiciye hissettirilmesi çerçevesinde oyuncuların da hakkını vermek gerekiyor. Film Jong-su karakteri başta olmak üzere üç ana karakter etrafında dönüyor. Jong-su’yu canlandıran Yoo Ah-in umutsuzluk içerisindeki yalnız bir gencin duruşunu, yılgın hareketleri ve tavırlarıyla içinde kopan durgun fırtınaları izleyiciye çarpıcı bir şekilde hissettirmiş. Jeon Jong-seo da -oynadığı ilk film olmasına rağmen- Hae-mi karakterinin merak dolu yapısını ve enerjisinin altındaki hüznü yüzünün hâllerinde, hatta bakışlarında dahi gayet başarılı bir şekilde yansıtmış. Steven Yeun da psikolojik rahatsızlığı olan Ben’in karakterini jest ve miniklerine çok doğal bir biçimde işlemeyi başarmış.

Filmdeki ses ve müzikler verilmek istenen duyguların izleyicinin daha derinden hissetmesini sağlamış. Filmin sinematografik olarak da gayet başarılı olduğunu söylemek mümkün. Zaten filmin görüntü yönetmeni, bu filmin ardından dört tane Oscar Ödülü kazanan “Parazit” filminin de görüntü yönetmenliğini yapmış Kyung-Pyo Hong. Hong, birçok sahnede olayla mekânı çok güzel bir şekilde birleştirmiş. Zaman zaman ters ışık, zaman zaman soğuk ve sıcak renklerin zıtlığının kullanımı gibi teknik detaylar ile filme farklı bir hava katmış.

Adı gibi “Şüphe”yle büyüyen, izleyicilerin soruları ve fikirleriyle anlam kazanan bir film. Vurucu bir sonla izleyicisini nakavt eden bu “Şüphe”, bittikten sonra da başımız döndürmeye devam ediyor.

İzmir’de yaşayanlar için not: Şüphe 19 Temmuz’da Karaca Sineması’nda gösterimde olacak. Film ilginizi çektiyse bu filmi sinemada izleme fırsatını kaçırmamanızı öneririm.

 

En Yeniler

Tomas Tranströmer – Schubertiana

I Akşam karanlığında, New York'un dışında, bir bakışta sekiz milyon insanın...

Cemre N. Karain’in Ardında Bıraktığı İki Eser Okurlarla Buluştu

Cemre N. Karain'in vefatından sonra geride bıraktığı iki dosya...

Babamın Yattığı Kabristanın Adını Yanlış Biliyorum – İlker Hepkan

nereden çıkacağın belli olmuyor beyazperdede anlayışlı bir karakterin düşünceli bakışlarında bir...

Ahmet Telli’nin “Karda İzler” Şiirine Not

Bu metinde Agamben’in “Çağdaş Nedir” makalesinden yola çıkarak, Ahmet...

Ali Abdollahi – İnziva Hatırası

Sağ ayakkabım izne çıktı Halen ne dört ayaklıyım ne de...

Üçüncü Perşembeler – İlda Sorel

Doktor bana bunun “küçük bir prosedür” olduğunu söylediğinde, yüzündeki...

Benzer İçerikler

“Bir Şair” Filmi Üzerinden Şairin Toplumsal İflası

Simón Mesa Soto'nun Bir Şair filmi ilk bakışta başarısız bir şairin hikâyesi gibi görünse de aslında şiirin günümüzdeki toplumsal konumuna dair oldukça sert bir...

76. Berlin Film Festivali’nin En Büyüğü: İlker Çatak’ın Sarı Zarflar’ı Ne Anlatıyor?

76. Berlin Film Festivali’nden o meşhur Altın Ayı ile dönen Sarı Zarflar, sadece Türk sineması için bir gurur tablosu değil, benim gibi sinemanın içinde...

Işığın Eşiğinde Bir Ev, Zamanın İçinde Bir Rüya: “Rüzgarın İlk Nefesinde”

Bazı filmleri, kitapları ya da insanları daha tanımadan seveceğini bilirsin. Sadece tek bir bakışın, yarım kalmış bir cümlenin ya da ışığın bir eşiğe düşüş...