
Galaksinin en güzel kirazını sabahın beşinde ağzına atıp merdivenin başına çıkmak, kısa süreliğine harika bir duygudur. Sabah dokuzdan sonra kızışacak kiraz pazarını düşünüp keyif kaçırmadan tüm yılın emeğini kırmızıyla siyahın muhteşem dengesini yansıtan meyvenin sert kabuğu dişlerle ezilir ve suyu dile serin serin yayılır. Bir yandan patpatlar geçer, bir yandan da ilk kirazla kovalara bırakılırken pıtır pıtır sesleri duyulur.
Bu güzel manzara bende biraz travmatiktir. Hiçbir yazı o büyük şehrimiz, İzmir’de doğru dürüst geçiremeden köye gelmemizin başlıca sebebi hep kirazlar oldu. Kütahya’ya bağlı Simav’ın Yağmurlar Köyü uzun yıllardır kiraz ve vişnenin kimi zaman bayındır bir padişah gibi geçindirdiği kimi zaman da halkı öşürcülere bırakmış hükümdarların şiirlere konu olmuş zalim ama güzel kerimesi gibi dertlidir.
Para ederse dünya tatlısı, para etmezse emek arsızı bir meyvedir kiraz. Hele bir de alıcılar el altından anlaşıverdi söylentisi yayılır, yayılan söylenti kiraz ücretlerinin belli bir seviyede kalmasıyla teyitlendi mi görün hüznü. Şu kadar etti, bu kadar etti, şu pazarlığı yaptım şu fiyattan sattım gibisinden söylemler havada uçuşur bu eski tımarlı sipahi köyünde.
Karnını yarmışlar, ‘yeni sene’ çıkmış!
Eski adı Yağmurviranı imiş dediklerine göre. Yağmur mevsiminde hayatın akıp giden eğimle tortulanması kaderiymiş bu köyün. Şimdi de dolu vuruverirse korkusu sarar yürekleri. Dolu vurması demek tüm yıl beklenen kiraz mevsiminin içerideki borçlarla kapanmış olduğunun en açık işareti olur. Yine o söz geçerliliğini ilan eder; “Çiftçinin garnını yarmışlâ, içinden 40 dene yeñi sene çıkmış.”
Kiraz zamanı normalin beş katına çıkan köy nüfusu, köyün birçok yolunda İstanbul trafiğini andırır. Eski dostlar, kuzenler, akrabalar bir araya gelirler. Fakat bir araya gelmenin tadını çıkarmak ne mümkün. Daha çay bitmeden biri tadını bozar ortamın. “Gâkıñ, yatıñ, yarın kireze gidilcek!”
İran Sineması: Övdüm de Geldim!
Hayatımın bir yerinde şunu kabul ettim. Bu kiraz işi kimseyi âbâd etmeyecek. Fakat anam babam bu ağaçlara su verdikçe her yılın temmuzunda sabahın beşinde ağzımda kirazın tadını hissedeceğim. Kiraz muhabbetinin dünya gündemlerinin önüne geçişini mecburen gözlemleyeceğim kalan zamanda eş dost akrabamı kirazın izin verdiği dönemlerde anca görebileceğim.
Bir dönem hayatımda önemli yer kaplayan, köy evine TV alındığı günden beri köyde geçirdiğim zamanların en kıymetli yâranlarından olan TRT2, sanki kiraz döneminden haberdarmışçasına bir öğle sonrası Kirazın Tadı filminden kareler yayınlıyordu. Evet, gördüklerim gerçekti. Ekranın altında kocaman “Kirazın Tadı” yazıyordu ve İran Yeni Sinema akımının en önemli yönetmenlerinden Abbas Kiyarüstemi’nin sinema açısından önemi bu konuyu konuşabilmenin heyecanını taşıyan iki kişi tarafından anlatılıyordu. Benimse aklımda Umut Sarıkaya’nın o muhteşem ‘övdüm de geldim kardeşim’ karikatürü dönüyordu.
Kirazın Tadı’nı aldım da geldim!
Hani, birkaç entel dantelin bir başka entel genci beraber İran övmeye davet ettiği, onun da “yeni övdüm de geldim, canım övdüm diyorum sana, ısrar etme” dediği efsane karikatürü. Kirazdan gelmiştim, kiraza gidiyordum. Yüzyıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu için savaşlarda ölmeye ve ölmez sağ kalırsa tarım yapmaya adanmış insanların torunları artık savşlarda daha az ölüyor, daha sık tarım yapıyordu ama ben kirazın tadını almış da gelmiştim!
Film, intihar etmek isteyen bir adamın intiharı sonrası mezarının kapatılmasını sağlamak için çeşitli insanlarla konuştuğu, bu konuşmaları da range Rover bir jipte yol sesleri arasında sürdürdüğü insana arabanın içinde hissettiren çekimleriyle devam ediyordu. Bense o kirazın tadını almıştım. Yaşıyordum. Yaşamadan edemiyordum.
Gönle inşirah veren bir yapıt mı, bir jeep virali mi?
Filmde belirsiz bırakmak isteseler de ben eminim, o mendebur herif de yaşıyordur. Kirazın tadını almıştır. Baştan aşağı Range Rover viral reklamı gibi jipin engin arazideki başarısını izlediğimiz bu filmde, intiharı öncesi ortaya sınıfsal farklar koymadan edemeyen bu jip sahibi adamda nerede o cesaret, nerede o gerçekten hayattan vaz geçebilme hissi? Becerememiştir o iblis, hayat tatlı gelmiştir. Başarsa bile mabadı açıkta kalmış, çakallar kemirmiş olabilir. Bunu hak etmedi diyebilir miyiz? İntihar etmeyi göze alıp, törensel durumları göze alamamak ne demek? İlla Hayy bin Yakzan’nın hayvanları gibi gömülecek.
Kiraz, İran’ın ABD tarafından vurulmaları, İran milli takımının ABD’de yapılan dünya kupası finallerinde gördüğü muamele, İran’dan durup durum fakirliği, imkansızlığı, İran’da yaşayan insanların ne kadar zor şartlarda olduğunu pompalayan bu filmin kiraz toplamaktan ve dimdik vuran güneşten kızmış beynimde yarattığı komploları düşünebiliyor musunuz? İran’ı ve doğuyu kötülemek için batı tarafından öne çıkarılan bir adam olduğunu iddia etmemek için kendimi zor tuttum Kiyarüstemi’nin. Onu da emperyalizmin uşağı olarak görmek istedim. Tıpkı, üretici ile meyvenin iyisini yurdum insanına değil de yurt dışındaki o yurtların insanlarına layık gören hâlcileri emperyalizmin uşağı gördüğüm gibi. N’oldu, arada korelasyon kuramadınız mı? Bu sıcakta kurulur kardeşim. Korelasyon, yoğun sıcaklarda beynin Kuzey Kore’leşmesinin bir başka adıdır zira. Zira mı? Evet, zira.