Nostaljik Kazazedeler – Yunus Emre Oğuz

Gözü Kader’in kahvaltı tabağındaydı. Dikine, ince ince doğranmış salatalıklar, büyük bir domatesin yarısı ve haşlanmış yumurtanın yalnızca beyazı… Önce Kader’in yüzüne baktı, sonra içinden onun bu kadar az şeyle nasıl doyduğunu düşündü. Kendi tabağında ise dün akşamdan kalma büyük bir parça but, nohutlu pilav ve yanında bir bardak kola vardı. İnsan bedeninin neden gözünü açar açmaz bir şeyler yeme ihtiyacı duyduğunu anlamakta zorlanırdı. O, günde tek bir öğünle beslenir ve kendisini çevresine sağlıklı biri olarak tanıtırdı. Açlığın kendine ait bir saati olmalıydı; güneş doğar doğmaz değil, gerçekten acıkınca çalan bir saat diye düşündü. Sabahın o müthiş sessizliği, zihnin en duru ve en saf hali, birkaç lokma uğruna kolayca bozuluyordu. Yine de tüm bu zıtlıklara rağmen masanın etrafında toplanmayı severdi. Onun için kahvaltı, zaten hiç yapılmayan bir şeydi. Saat öğleden sonra ikiydi.

İşte bu saatler, Kader’in kendini 2005 yılında sandığı saatlerdir. Ablam kahvesini yapıp köşesine çekildikten sonra o malum şarkılar duyulurdu; Gökhan Özen, Gökhan Tepe ve Murat Boz. Kendimi, bir yaz gecesi balkonda kesilmeyi bekleyen karpuz gibi hissederdim; sessiz, ağır ve ne olacağını bilen ama engel olamayan.
Akşam, pimi çekilmiş bir bomba gibi yüreğimde dururdu. Nedendir bilmem ama karanlık çökmeye başladığında içime eski bir tedirginlik de çökerdi. Belki de hayatımdaki kötü haberlerin çoğunu akşam vakti aldığımdandı. Bu, bir anda başlamış bir korku değildi. Zamanla, alışa alışa korkmaya başladım. Benim nasıl çayımı alıp balkona çıktığım saatler varsa, Kader’in de kaderinden sızlanıp gece yarısı uykudan uyandığı, mutfakta çay demlediği vakitler vardı. Nasıl da masum kalıyordu benimki. Bu alışkanlığı yüzünden Kader’i dayıma benzetirdim. Bir insan düşünün gece yarısı uykusundan uyanıp çay demliyor. Kader gülmez. Kader ağlamaz. Kaderin yüzü çocukların oynadığı çamura benzer. Şekilden şekile girer ama bir tebessüm ya da hüzün bulunmaz.
— Kader’e bir şeyler söyle abla, benimle uğraşmasın.
— Ne oldu yine?
— İkide bir önüme eski fotoğrafları koyuyor. Biliyorsun beni, bakınca dayanamıyorum, ağlıyorum.
— Neden ağlıyorsun? Üzülecek ne var ortada.
— Sen üzülmüyor musun o fotoğraflara bakınca?
— Fotoğrafların bizi ağlatmasına izin verirsek, o fotoğraflardaki gibi bir daha gülemeyiz.

 

En Yeniler

W. B. Yeats’in Erken Dönem Yapıtı “Mosada” İlk Kez Türkçede

Nobel Edebiyat Ödüllü İrlandalı şair, oyun yazarı ve düşünür...

Yavuz Çetin’in Bodrum Kayıtlarında Son Perde: “The Bodrum Sessions Live 1995, Vol. 2” 15 Ağustos’ta Yayımlanıyor

Yavuz Çetin’in 1990’lı yıllarda Bodrum’da gerçekleştirdiği canlı performanslardan günümüze...

İfade Edemez Kulaklarından Çamaşır İpine Asılan Pelüş Ayı Kendini – Hakan Pekdemir

suçlusun. açıklamaz akıl düşleri zira ifade edemez kulaklarından çamaşır ipine asılan...

Evgeniy Abdullayev – Ocak Dörtlükleri

1 Tanrıların savaşı sona erdi. Yalnız ölülerekaldı ölülerin arasında hareket...

Cenk Gündoğdu’nun Yeni Şiir Kitabı “Bir Yaz Günü Ölmek” Edebi Şeyler Tarafından Yayımlandı

Cenk Gündoğdu'nan Yeni Şiir Kitabı Bir Yaz Günü Ölmek...

İBB’den Mahmud Derviş Anısına “Filistin Şiir Akşamı”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, vefatının yıl dönümünde Filistin direnişinin sembol...

Benzer İçerikler

Abrazyon – Gamze Altuntaş

Bir Vedaya Hazırlık – Ekin Şara Özden

Günler sonra dışarıdaydım. Güneş, yakıcı sıcaklığıyla tepedeydi. Apartmandan dışarı adımımı attığım andan beri kaç tane insan gördüysem hepsi yanımdan gelip geçti. Kimisi omuzlarıma çarparak,...

25 Haziran Ölüm Bildirisi Numara 47 – Barış Yıldırım

Ben her 25 haziranda bir ölüm şiiri yazarım çakralarımı açıp hani herkesin evine giren ölüm ve herkesin evinden girdiği bir tohum ekiyorum buraya ağaç olacak ben...