Ahmet Ali Arslan ile Son Albümü Manastır Üzerine Söyleşi – Vol:1

Ahmet Ali Arslan, Türkiye alternatif müzik sahnesinde türler ve biçimler arasında dolaşan üretimiyle uzun süredir kendine özgü bir yer açıyor. Şarkı formundan deneysel işlere, sözlü anlatıdan enstrümantal arayışlara uzanan bu üretim çizgisi, Arslan’ın müziği bir “ürün”den çok bir süreç, bir hâl olarak ele aldığını gösteriyor.

Son albümü Manastır, bu yaklaşımın en sade ve en berrak örneklerinden biri. Büyük ölçüde enstrümantal yapısıyla dikkat çeken albüm; Ayvalık, Ege coğrafyası ve doğayla kurulan doğrudan temasın izlerini taşıyor. İnsan sesinin geri çekildiği bu dünyada; yürüyüşlerin sessizliği, mekân kayıtları, doğaçlama anlar ve boşluk, müziğin asli bileşenlerine dönüşüyor.

Manastır, bir kaçış değil; tam tersine, yere basan, netleşmiş bir durma hâli. Ne dramatik bir kapanış ne de büyük bir iddia taşıyor. Daha çok, bulunmuş gibi duran, oradaymış hissi veren bir müzik dili öneriyor. Bu söyleşide Ahmet Ali Arslan’la albümün oluşum sürecini, mekânın müziğe etkisini, sözsüz anlatının imkânlarını ve bu sessizliğin ardındaki içsel hâlleri konuştuk.


1. Albümünüz neredeyse tamamen enstrümantal; bu sessizlik sizin için baştan tasarlanmış bir anlatı biçimi miydi, yoksa süreç içinde kendiliğinden gelişen bir tercih mi oldu?
Bu durum albümün kendisi gibi kendiliğinden gelişti. Bir albüm yapayım diye yola çıkmadım. İnsandan uzak yürüyüşlerdeki sessizliği ve çeşit çeşit doğal ses manzarasını yorumlamak istedim bir noktada. Yavaş yavaş yanıma aldığım enstrumanlarla doğaçlamalarımı kayda döktüm. Genel çerçeve böyle oturdu. Sonradan, özellikle konuk alma fikriyle birlikte bu kayıtları albümleştirmeye karar verdim.

2. Ayvalık’ta taşınma süreci bu albümün ruhuna nasıl yansıdı? Özellikle “Ayvalık’ta Bayram Sabahı” gibi parçalarda bu mekânsal deneyimi işitsel bir dile nasıl dönüştürdünüz?
Bu tamamen bir Ayvalık ve Ege albümü. Zaten ta Ahmetçe’den Kaş’a kadar bir çok ortam kaydı var albümde. Bu kayıtların mekanları albüme taşıdığı kanaatindeyim. Orda olmak gibi olmasa da kokusunu salıyor müziğe coğrafya.

3. Parçalarınızda doğa, zaman ve boşluk güçlü bir atmosfer yaratıyor. Bestelerken hangi içsel hâllerden beslendiniz?
Sakinlik, tutkudan yoksun bir berraklık hâli. Doğa insanı bir hayli nötrleştiriyor. Ben diğer işlerime göre bu albümün daha az ajite, daha az duygusal olduğunu düşünüyorum. Böyle bir netliğe ihtiyacım olan bir dönemdi, ve doğa bu ruh halini insana hediye ediyor.

4. Sözsüz bir müzikte duyguyu ve anlamı sizce ne taşır? Melodi mi, sessizlik mi, yapının kendisi mi?
Hepsi.

5. “Kuzgun’un Yanı” gibi şiirsel başlıkların ardında nasıl imgesel ya da kişisel hikâyeler var? Bu isimler nasıl ortaya çıktı?
Aslında birkaç tanesi dışında hepsi ya yer isimleri, ya da x’in Ninnisi şeklinde hayatıma dokunmuş insanlara küçük hediyeler. Kuzgun’un Yanı da biraz şifreli olsa da bir yer. Kuzgun hem bir yer ismi, hem bir insana yakıştırdığım hayvan formu. İsimlerde de çok duygu veya anlama göz kırpmak istemedim. Sanki bir yerde veya bir insanda var olan, bulunmuş bir müzik olsun istedim.

6. Manastır’ı dinleyen birini nasıl bir ruh hâlinde hayal ediyorsunuz? Bu albüm sizin için bir kapanış mı, yoksa yeni bir yaratım sürecinin sessiz başlangıcı mı?
Sakin. Net. Berrak. Sağlam, ayakları yere basan, azıcık da aşık bir neşe. Daha yeni başlıyoruz, bambaşka bir yolun başı.

7. Sizi ilk kez dinlemek isteyen bir dinleyiciye hangi 3 şarkınızı dinletirdiniz? (Bonus)
Kim olduğuna, nerde ve nasıl dinleyeceğine bağlı. Şanslıyım ki birbirinden bambaşka konseptlerde bir sürü iş yaptım. Üçe indirgemekte zorlanırım.

Akustik tatlı şarkılardan hoşlananlara;

  • Zeytin Ağaçları,
  • Deniz Bekler,
  • Oyun

Hırçın ruhlara;

  • Un Ufak,
  • Kırık ve Mor

Daha deneysel yurdum kokusu arayanlara;

  • Bir Nefeslik,
  • Manastır Yolu,
  • Ormandaki Kuş

dinletebilirdim.

En Yeniler

Kadın Hafızasının İzinde: Selda Uygur’un Yeni Romanı Yalvaç

Edebiyat dünyasının dikkat çeken ödüllü kalemlerinden Selda Uygur, Bilgi...

Bir Kazanın İçinden Bir Hayata Bakmak: “Hayat Bağları” Filmi Üzerine Bir İnceleme

Hayat Bağları, bir ölüm filminden çok bir erteleme filmi....

Kaçırmaya Gelince/Siz Kedileri Kaçırmayı Çok İyi Bilirsiniz –

      “hoş senin de bir varoluş sebebin var yakından uzaktan...

25. Uluslararası Sapanca Şiir Akşamları 8-10 Ekim’de

Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında düzenlenen 25....

Hayriye Ünal’ın Yeni Şiir Kitabı “Etmeyenler” A7 Kitap Tarafından Yayımlandı

Hayriye Ünal’ın yeni şiir kitabı Etmeyenler, A7 Kitap tarafından...

Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi Kitap Şenliği, 9-18 Ekim’de

Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nin düzenlediği Kitap Şenliği, 9-18 Ekim...

Benzer İçerikler

Ece Ayhan – Öküz’lemeler

Ön Açıklama: Bu metin 2004 yılında "Sel Yayıncılık" tarafından Yayınlanmış olup baskısı bulunmamaktadır. Uzun yıllardır baskısı olmaması adına bu kısa kitapçığı sizlerle buluşturmak istedik....

Yayoi Kusama, Balkabağı ve İsot

400 Yıl önce Urfa’da kimse isotun tadını bilmiyordu. Bunu düşünmek hâlâ tuhaf geliyor. İsotsuz bir Urfa’yı bugün tahayyül etmek güç; oysa orada doğmuş, ölmüş, âşık...

Krzysztof Kieślowski ve Dekalog: Ahlak, Vicdan ve İnsan Üzerine Bir Sinema Okuması

Krzysztof Kieślowski, 1941 yılında Varşova'da ekonomik zorluklar içinde yaşayan bir ailede dünyaya geldi. Babasının tüberküloz hastalığı nedeniyle aile, uzun yıllar boyunca farklı sanatoryumların bulunduğu...