Öldürdüğünüz Şeyler: Kimliklerin Sınırlarında Bir Yolculuk

İnceleyen: Pelin Yavuz Çil

Alireza Khatami’nin “Öldürdüğünüz Şeyler” adlı filmi, modern sinemanın kimlik, bellek ve kültürel aidiyet temalarını en derinden sorgulayan eserlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye-Fransa-Polonya-Kanada ortak yapımı olan bu film, sınırların ötesine geçen bir hikaye anlatımıyla, izleyiciyi psikolojik bir labirentin içine sürüklüyor. Khatami’nin ilk uzun metrajlı filmi “Unutulmuş Dizeler”deki büyülü gerçekçilik anlayışını, bu filmde daha olgun ve politik bir dile dönüştürdüğünü görüyoruz. Film, özünde, bir adamın iç hesaplaşmasını anlatıyor gibi görünse de aslında küresel bir çağda yaşayan her modern bireyin parçalanmış kimliğine ayna tutuyor.

Ekin Koç’un canlandırdığı Ali karakteri, film boyunca izlediğimiz dönüşüm ve çöküş sürecinin merkezinde yer alıyor. Amerika’da karşılaştırmalı edebiyat eğitimi almış, iki kültür arasında sıkışmış bir aydın profili çizen Ali, hasta annesini ziyaret için Türkiye’ye döndüğünde, aslında kaçmaya çalıştığı geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalıyor. Filmin açılış sahnelerinden itibaren, Ali’nin zihinsel durumunu yansıtan görsel metaforlar dikkat çekiyor. Özellikle, monologları sırasında yüzünün odaktan hafifçe çıkıp bulanıklaşması, onun kimlik karmaşasını ve gerçeklik algısındaki parçalanmayı son derece etkileyici bir şekilde görselleştiriyor. Bu bulanıklık, Ali’nin içinde bulunduğu psikolojik durumun adeta bir metaforu olarak karşımıza çıkıyor. Kendini konumlandırmakta büyük güçlük çekiyor.

 

Filmin en güçlü yanlarından biri, “çeviri” kavramını hem literal hem de metaforik düzeyde merkezine alması. Ali’nin üniversitede verdiği derste açıkladığı gibi, Arapça kökeninde “çeviri” kelimesi aynı zamanda “öldürmek” anlamına geliyor. Bu etimolojik gerçek, film boyunca işlenen temaların anahtarı niteliğinde. Her çeviri eylemi, bir anlamda önceki hali öldürerek yeni bir anlam yaratmayı gerektiriyor. Bu durum, Ali’nin hayatında da aynen böyle işliyor: Amerika’da İngilizce konuşan Ali, Türkiye’de Türkçe konuşan Ali’den farklı bir kişilik. Her kültürel bağlam değiştiğinde, Ali kendini adeta “tercüme ediyor”, bir parçasını geride bırakarak yeni bir kimlik inşa ediyor. Bu süreç, göçmenlik, kültürlerarasılık ve kimlik oluşumu üzerine son derece derinlikli bir yorum getiriyor.

Erkan Kolçak Köstendil’in canlandırdığı Reza karakteri, filmin psikolojik derinliğini artıran en önemli unsurlardan biri. Reza, Ali’nin bahçesinde aniden beliren gizemli bir figür olmanın ötesinde, Ali’nin bastırdığı, içine attığı ve belki de aslında olmak istediği her şeyi temsil ediyor. İki karakter arasındaki ilişki, Robert Louis Stevenson’ın Dr. Jekyll ve Mr. Hyde’ına modern bir gönderme gibi işleniyor. Reza’nın maço, kendine güvenen ve toplumsal normları umursamaz tavrı, Ali’nin entelektüel, içe dönük ve kaygılı kişiliğiyle tam bir tezat oluşturuyor. Bu tezat, sadece karakterler arasında değil, aynı zamanda oyuncuların performanslarında da kendini gösteriyor. Ekin Koç’un içe dönük, hüzünlü ve öfkeli performansı ile Erkan Kolçak Köstendil’in dışa dönük, baskın ve sarsıcı performansı, birbirini mükemmel şekilde tamamlıyor.

Baba-oğul ilişkisi, filmin diğer önemli tematik eksenini oluşturuyor. Ercan Kesal’ın muhteşem performansıyla canlandırdığı Hamit karakteri, geleneksel ataerkil aile yapısının sembolü olarak karşımıza çıkıyor. Ali’nin babasıyla olan hesaplaşması, sadece kişisel bir mesele olmanın ötesinde, nesiller arası çatışmayı ve toplumsal değişimi de yansıtıyor. Hamit’in karakteri, tek boyutlu bir “kötü baba” imajının çok ötesine geçiyor. O, kendi travmalarıyla yaşayan, sevgi gösteremeyen ama aynı zamanda kendi içinde tutarlı bir mantığa sahip kompleks bir karakter. Bu karmaşıklık, baba-oğul çatışmasını daha derinlikli ve inandırıcı kılıyor.

Hazar Ergüçlü’nün canlandırdığı Hazar karakteri ise, filmin duygusal ağırlık merkezini oluşturuyor. Ali ile olan ilişkisinde, çocuk sahibi olamama sorunu üzerinden modern evliliklerdeki iletişimsizlik ve yabancılaşma teması işleniyor. Hazar’ın veteriner olması, hayat ve ölüm üzerine yapılan tematik tartışmalara yeni bir boyut katıyor. Onun mesleği, insanlar arası ilişkilerle hayvanlar dünyası arasında paralellikler kurmamızı sağlıyor.

Görsel anlatım açısından film, Bartosz Swiniarski’nin muhteşem görüntü yönetimiyle dikkat çekiyor. Türkiye’nin kırsal kesimlerinin geniş, kurak manzaraları, karakterlerin içsel durumlarını yansıtan bir ayna görevi görüyor. Özellikle bahçe mekânı hem gerçekçi hem de sembolik anlamlar taşıyor. Bahçenin kuraklığı ve suya olan ihtiyacı, Ali’nin duygusal durumuyla paralellik gösteriyor. Rüya sekansları ve uyku sahneleri, filmin anlatısına büyülü gerçekçi bir boyut katıyor. Ali’nin uyurken çekilen görüntüleri, sadece geçiş sahneleri olmanın ötesinde, bilinçaltının dışavurumu olarak işlev görüyor.

Filmin belki de en çarpıcı yönü, yönetmen Alireza Khatami’nin kişisel hikayesiyle kurduğu otobiyografik bağ. Ana karakterin adının Ali, onun gölge benliğinin adının Reza olması ve yönetmenin isminin Alireza olması, filmi kişisel bir sorgulamanın ürünü haline getiriyor. İranlı bir yönetmenin Türkiye’de Türkçe bir film çekmesi de filmin temel teması olan “kültürlerarası kimlik” meselesiyle doğrudan örtüşüyor. Khatami, kendi kimlik sorgulamasını, sanatsal ifadesinin merkezine yerleştiriyor.

“Öldürdüğünüz Şeyler”, seyirciyi pasif bir izleyici konumundan çıkarıp aktif bir katılımcıya dönüştüren nadir filmlerden biri. Her sahnesi, her diyaloğu derin anlamlar taşıyan bu yapım, izleyicisinden yalnızca duygusal bir bağ kurmasını değil, aynı zamanda kendi kimlikleri, geçmişleri ve “öldürdükleri” şeyler üzerine düşünmesini talep ediyor. Film, modern insanın parçalanmış kimliğini, her kültürel bağlamda kendini yeniden “tercüme etmek” zorunda kalışını ve bu süreçte kaybettiklerini son derece şiirsel ve etkileyici bir dille anlatıyor.

Sonuç olarak, “Öldürdüğünüz Şeyler” sadece iyi bir film değil, aynı zamanda üzerine uzun uzun düşünülmesi ve tartışılması gereken bir sanat eseri. Alireza Khatami, bu filmle uluslararası sinema arenasında önemli bir ses olduğunu kanıtlıyor ve izleyicileri, kendi içlerindeki “Ali” ve “Reza”larla yüzleşmeye davet ediyor.  Bu, iz bırakan, unutulması güç ve son derece kişisel bir film.

ÖLDÜRDÜĞÜNÜZ ŞEYLER

Yönetmen: Alireza Khatami
Senaryo: Alireza Khatami
Görüntü Yönetmeni: Bartosz Swiniarski
Kurgu: Alireza Khatami, Selda Taşkın
Yapımcılar: Cyriac Auriol, Alireza Khatami, Elisa Sepulveda-Ruddoff, Michael Solomon, Mariusz Wlodarski
Yürütücü Yapımcılar: Naomi Despres, Michèle Marshall, Ercan Kesal
Müzik: Gavin Brivik
Yapım Şirketleri:

  • Fulgurance (Fransa)
  • Remora Films (Fransa)
  • Lava Films (Polonya)
  • Tell Tall Tale (Kanada)
  • Band With Pictures (Türkiye)
  • Sineaktif Production (Türkiye)

Oyuncu Kadrosu:

  • Ekin Koç(Ali)
  • Erkan Kolçak Köstendil(Reza)
  • Hazar Ergüçlü(Hazar)
  • Ercan Kesal(Hamit)

Çıkış Yılı: 2025
Tür: Dram, Psikolojik Gerilim
Orijinal Dili: Türkçe
Renk: Renkli
Süre: 105 dakika

En Yeniler

Üzerine Doğmak – Esra Kuş

her söküleni dikmeye yeltenen ellerimdi, ellerine* bıçağın öteki yüzü de...

Peter Balakian – Annem Bir Balıktır

  Annem bir balıktır Ve gökyüzü alçak ve gökyüzü turuncu, Ve uzun...

Banliyö Sanat Sezonun Son Şiir Gecesini Bu Cumartesi Cibali-Atölye Kafası’nda Düzenliyor

Banliyö Sanat’ın geleneksel hâle gelen şiir geceleri, sezonun son...

Samantha Barendson – Şiir Faydasızdır

Çalar saat çaldığında, tiz, acımasız bedenini ve iradeni yataktan duşa,...

Murat Üstübal’ın Yeni Eleştiri Kitabı “Biçimsiz Şiir/Dizge-Dışı Poetika” 160. Kilometre Tarafından Yayımlandı

Murat Üstübal’ın Biçimsiz Şiir: Dizge-Dışı Poetika adlı yeni kitabı,...

Juan Carlos Friebe – Yuva

Ne mutlu kalbini kuşanıp yollara düşene, dönmese de olur artık,...

Benzer İçerikler

Kadının Adı Gerçekten Yok mu? – Nehir Hilavin

Nehir Hilavin Kadının Adı Gerçekten Yok Mu? Türkiye'deki Bekaret Tartışmaları ve "Kadının Adı Yok" Romanı Hakkında  Arkadaşlarımız hep bizim bahçeye geliyor.  Kızları da erkekleri de çok seviyorum, aralarında...

76. Berlin Film Festivali’nin En Büyüğü: İlker Çatak’ın Sarı Zarflar’ı Ne Anlatıyor?

76. Berlin Film Festivali’nden o meşhur Altın Ayı ile dönen Sarı Zarflar, sadece Türk sineması için bir gurur tablosu değil, benim gibi sinemanın içinde...

Işığın Eşiğinde Bir Ev, Zamanın İçinde Bir Rüya: “Rüzgarın İlk Nefesinde”

Bazı filmleri, kitapları ya da insanları daha tanımadan seveceğini bilirsin. Sadece tek bir bakışın, yarım kalmış bir cümlenin ya da ışığın bir eşiğe düşüş...