Hugo Claus – Batı Flandre

İnce şarkı, karanlık iplik
batan bir çarşaf gibi
ülke.

Çiftliklerin, sütün bahar ülkesi
ve söğüt dalından çocukların.

Ateş ve yaz ülkesi, güneş
ekinlerin arasında yavruladığında.

Sarışın çit
sağır dilsiz köylüleriyle ölü ocakların başında
dua eden: “Tanrı bizi affetsin
bize çektirdikleri için”.

Teknelerinde yanan balıkçılarla
lekeli hayvanlarla, ağzı köpüren kadınlarla
batan.

Ülke, beni parça parça ediyorsun. Gözlerim birer kırık cam.
Ben İthaka’da, derimde deliklerle,
senin göğünü ödünç alıyorum sözcüklerime.
Çalıların, ıhlamurların dilime sığınıyor.

Harflerim şunlardır: Batı Flandre, kumul ve polder.

Sende boğuluyorum,
ey ülke. Kafatasımda bir gonga dönüşüyorsun ve bazen
daha sonra, limanlarda
bir deniz kabuğuna: mayıs ve kınkanatlı böcek. Karanlık, aydınlık
toprak.


WEST-VLAANDEREN

Dun lied donkere draad
land als een laken
dat zinkt.

Lenteland van hoeven en melk
en kinderen van wilgehout.

Koorts en zomerland wanneer de zon
haar jongen in het koren maakt.

Blonde omheining
met de doofstomme boeren bij de dode haarden
die bidden ‘Dat God ons vergeve voor
wat hij ons heeft aangedaan’.

Met de vissers die op hun boten branden
met de gevlekte dieren de schuimbekkende vrouwen
die zinken.

Land, gij breekt mij aan. Mijn ogen zijn scherven.
Ik in Ithaka met gaten in mijn vel,
ik leen uw lucht in mijn woorden.
Uw struiken uw linden schuilen in mijn taal.

Mijn letters zijn: West-Vlaanderen duin en polder.

Ik verdrink in u,
land. gij wordt een gong in mijn schedel en soms
later in de havens
een kinkhoorn: mei en kever. duistere lichte
aarde.


Hugo Claus, 20. yüzyıl Flaman ve Avrupa edebiyatının en üretken, en çok yönlü ve tartışmasız en devrimci figürlerinden biridir. 1929 yılında Belçika’nın Brugge kentinde doğan Claus; şair, romancı, oyun yazarı, ressam ve film yönetmeni olarak ardında devasa bir külliyat bırakmıştır. Katı Katolik eğitim sisteminin ve savaş dönemi Avrupası’nın gölgesinde büyüyen yazar, ilk gençlik yıllarından itibaren yerleşik düzene, burjuva ahlakına ve kilisenin üzerlerindeki baskısına karşı asi bir duruş sergilemiştir. Bu asilik, onun edebi dilinin hem en çiğ hem de en lirik damarını besleyen ana kaynak olmuştur.

Gençlik yıllarında Paris’e giden ve burada dönemin avangart sanat akımlarıyla tanışan Claus, özellikle sürrealizmden ve İkinci Dünya Savaşı sonrası sanatta kuralları yıkan Cobra hareketinden derinden etkilenmiştir. Resim ve şiiri bir arada yürüttüğü bu dönem, onun kelimelerle görsel birer tablo çizme yeteneğini keskinleştirmiştir. Flaman coğrafyasının geleneksel yapısını, mitolojiyi, cinselliği ve insanın karanlık dürtülerini sansürsüzce işleyen Claus, geleneksel edebiyat kalıplarını yıkarak modern Flaman edebiyatının kurucu babalarından biri haline gelmiştir.

Yazarın dünya çapında tanınmasını sağlayan ve başyapıtı kabul edilen eseri ise 1983 yılında yayımlanan Het verdriet van België (Belçika’nın Acısı) adlı anıtsal romanıdır. İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Belçika’yı, işbirlikçiliği, milliyetçiliği ve bir çocuğun büyüme sancılarını merkezine alan bu roman, ülkesinin toplumsal hafızasıyla hesaplaşan cesur bir eleştiri niteliğindedir. Claus, kariyeri boyunca defalarca Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilmiş, ancak muhafazakar çevreleri rahatsız eden sivri dili ve uzlaşmaz tavrı nedeniyle bu ödülü hiç alamamıştır.

Hayatının son yıllarında Alzheimer hastalığına yakalanan Hugo Claus, zihninin ve dilinin yetilerini kaybetmeyi reddederek yine kendi kurallarını koymuştur. Belçika’da ötanazinin yasal olmasından yararlanarak, 2008 yılında Anvers’te kendi seçtiği bir günde hayata veda etmiştir. Geride yüzlerce şiir, onlarca roman ve oyun bırakan Claus, sadece ülkesinin sınırlarını aşan bir yazar değil, aynı zamanda yaşamı ve ölümü kendi sanatsal iradesiyle şekillendiren bir edebiyat efsanesi olarak tarihe geçmiştir.

En Yeniler

Otopsi Perisi – Bilgehan Tuğrul

Eller ve imdat Balkonda yapılmış ağıtlara katılan kediler Hep bir ağızdan...

Metaforik Yangınlar Ve Açlıklar Üzerine Bir Film: Beoning

Beoning (Burning). Türkçeye "Şüphe" adıyla çevrilen filmin ilk gösterimi...

Tomas Tranströmer – Schubertiana

I Akşam karanlığında, New York'un dışında, bir bakışta sekiz milyon insanın...

Cemre N. Karain’in Ardında Bıraktığı İki Eser Okurlarla Buluştu

Cemre N. Karain'in vefatından sonra geride bıraktığı iki dosya...

Babamın Yattığı Kabristanın Adını Yanlış Biliyorum – İlker Hepkan

nereden çıkacağın belli olmuyor beyazperdede anlayışlı bir karakterin düşünceli bakışlarında bir...

Ahmet Telli’nin “Karda İzler” Şiirine Not

Bu metinde Agamben’in “Çağdaş Nedir” makalesinden yola çıkarak, Ahmet...

Benzer İçerikler

Ali Abdollahi – İnziva Hatırası

Sağ ayakkabım izne çıktı Halen ne dört ayaklıyım ne de iki Ezeli tesliste Nietzche okuyorum Geceler uykuma geliyor ve söylüyorum Sonunda senin bıyığını ediyorum! Günlerdir telefon telesekreterde Aman şu inatçı ev...

Fawziyya Abu Khalid – Annenin Mirası

Anne Bana düğün için gerdanlıklardan oluşan bir miras değil, darağacına baş eğmeyen dimdik bir boyun bıraktın. Yüzüm için işlemeli bir peçe değil; genç kızlarının gözlerindeki şahin keskinliğini, erkeklerimizin kemerlerindeki hançerler...

Baltasar Lopes da Silva – Oğlum

Nicholas, oğlum, içeri gel. Neredeydin Nicholas, neden ölü oyuncağını sürükleyip duruyorsun? Nicholas, oğlum, gel içeri. Gel, bana nerede olduğunu ve yıldızın parmaklarının arasından nasıl kayıp gittiğini anlat. Eski bez karyolan...