Nehir Hilavin
“Çünkü hükümettir, devlettir vekil beybaba. Mevhibe de hükümetin, devletin kızıdır. Devleti, hükümeti o saymayacak da kim sayacak? Vekil beybabaya karşı çıkmak, bir anlamda hükümete, devlete karşı çıkmaktır.”
-Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, s. 130
Sevgi Soysal’ın 1974 Orhan Kemal Roman ödüllü eseri “Yenişehir’de Bir Öğle Vakti”, aslında, bir kavak ağacının devrilmesi etrafında birbiriyle rastlaşan Ankaralıların hikayesi. Bir de bu hikayelerin içine serpiştirilmiş, doğallığı ve olağanlığı sebebiyle belki okuyucunun gözüne çarpmayacak bir hikâye var: Mevhibe Hanım ve kızı Olcay’ın hikayesi.
Romanı genel hatlarıyla özetleyecek olursak; roman bizi dönemin Ankara’sında bir gezintiye çıkartıyor. Farklı sosyal çevrelerden, ekonomik sınıflardan, yaş ve cinsiyetlerden insanların hayatlarından kısa kesitler okuyoruz. Bu kesitler Soysal’ın daha önce de hikayesini yazdığı kavağın devrilmesi etrafında birleşiyor.
Soysal “Prof. Salih Bey Kurallara Uyuyor” bölümünde, önce bize Mevhibe Hanım’ın kocası Salih Bey’i tanıtır. Ceza hukukçusu olan Salih Bey, fakir geçen çocukluğundan kalan kaygıyla her zaman ek iş alan, çok çalışan bir karakterdir. İlkokuldan beri sınıf birincisi olan Salih Bey, kendi tabiri ile “sevmeye dahi vakti yok” haldedir. “Hiçbir arkadaşını sevmez”. Sadece arkadaşlarını da değil, babasını, kardeşini, annesini kimseyi sevmeye vakti yoktur Salih Bey’in. Babasını sevse, kendi işlerini yapmak yerine babasına yardım etmesi gerekeceğinden babasına saygı duyar ama onu sevmez. Salih Bey’in kurduğu bu “sevgisizlik duvarı” kendi ailesine de yansır; çok çalıştığından kızını, oğlunu, karısını sevecek zamanı olmaz. Fakirlik içinde “beyaz çoraplı” çocuklara imrenerek büyür. Tek hedefi çok çalışıp bu hayattan kendini kurtarmaktır. Soysal, Salih Bey’in bölümünü “O hedefine varmak için bazı şeyleri yıkmayı, hatta kendi kanunlarını yaratmayı göze alanlardan değildi. Tam tersine sabırlı, hesaplı ve çalışkan ilerleyişinde, kurallara ve kural koyuculara kayıtsız şartsız uymuş olmasının su götürmez bir payı vardır.” diyerek sonlandırır. Salih Bey kurbanı olduğu, ötekileştiği ve sıyrılmaya çalıştığı düzenden çıkışı, düzenin güçlü bir çarkı olmakta bulur. Değiştirmek yerine uyum sağlar.
Mevhibe Hanım’ın sık sık katılığı ve düzeniyle bahsettiği “vekil beybaba” ise bu düzenin parçalarından biridir. “Vekil beybaba” otoriter, hesaplı “örnek bir Halk Partili” gibi yaşar; kızını da “kadın erkek eşitliğine inandığı bir ara” ona sormadan partiye üye yapar. Bu parti hayatı Mevhibe Hanım’ın seçimi değil, “devletin kızı” olmasının bir sonucu olur. Yıllarca kadın kollarında çalışır, yardım derneklerinde yöneticilik yapar. Babasının uygun gördüğü yeni ve medeni kadın rolünü oynar. Babası ona bu uygar yaşamı çizerken kendisi ise Medeni Kanun’a rağmen “cahil köylü” analarından boşanmadan, Ankara’ya geldiğinde “ona uygun” bir kadınla evlenir. Tüm bunlara rağmen Mevhibe Hanım beybabasını çok sever, sevmesinden daha önemlisi ona saygı duyar ve ondan korkar. Vekil beybabadan gelen her şey “Tanrı’nın lütfu” gibidir. Beybaba hükümettir, devlettir, ona karşı çıkılamaz. Üvey annesinin uyguladığı sıkı diyetlere, zorbalıklarına ve babasının soğukluğuna karşı Mevhibe Hanım, oğluna babasının ismini vermiş, onun gibi büyük adam olmasını istemiştir.
Aile içindeki bu otorite ve şiddet sarmalı -şüphesiz- ailenin kız çocuğu Olcay’da birikmiştir. Abisi annesinin cimriliğinden, kurallarından ve sevgisizliğinden muaf büyümüşken Olcay’ın etrafı “sevgisizlik duvarları” ile örülüdür. Annesini, o ve onu mutlu eden her şey arasındaki en büyük engel olarak görür.
Mevhibe Hanım ve Olcay arasındaki çekişme Olcay’ın çocukken bile ondan çok farklı olması sebebiyle filizlenir. Ona alınan balonları yoksul çocuklara vererek uzak diyarlara gitmelerini bekleyen, etrafına karşı çok duyarlı bir çocuktur Olcay. Annesi ise kızının kendi sınıfından olmayan hiçbir çocukla oynamasını istemez. Çocukluğundan beri farkında olduğu ve değiştirmek istediği düzenin parçası olmasını istemez. Abisi Doğan’ın arkadaşı işçi çocuğu Ali’ye âşık olur. Annesin kınamalarına rağmen ilişkisini devam ettirir. Doğan ve Olcay için Ali, onların düzenle bağlarını koparmalarının sembolüdür.
Olcay annesinin aksine devlete, hükümete, babaya ve kocaya hürmet etmez. Annesinin kaderini benimsemek istemez. Mevhibe Hanım düzene ayak uydurarak hayatta kalmış, Olcay ise ayak diremiştir.
Deniz Kandiyoti, kadınların karşılaştıkları ataerkil baskılarla baş etmek için geliştirdikleri farklı yöntemler için “Bargaining with Pariarchy (Pariarkayla Pazarlık)” der. Tıpkı Olcay’ın yaşadıkları gibi, Mevhibe Hanım’ın da erkek kardeşi İsviçre’ye okumaya gönderilmiş. Ona bu imkânlar tanınmamış, Mevhibe Hanım da çözümü düzene ayak uydurup “uygar örnek kadın” olmakta bulmuştur. Olcay ise annesinden farklı olarak ailesiyle çatışmaya girmiş, ayak uydurmayı reddetmiştir. Olcay ve Mevhibe Hanım farklı görüş ve yaşayıştaki erkekler tarafından kontrol edilmeye çalışılır. Doğan, kız kardeşinin Ali’yle olan yakınlaşmasını kıskanır. Soysal, özellikle Ali’nin ağzından, “mülkiyet” kavramına vurgu yaparak okuyucuya Doğan’ın arkadaşını paylaşmak istemediğini fakat alttan alta kız kardeşi üzerinde söz hakkı sahibi olduğunu düşündüğünü de hissettirir.
Olcay ve Mevhibe Hanım, Füruzan’da da örneklerine sıkça rastladığımız anne-kız çekişmesinin örneklerinden olup ataerkinin ne kadar normalleşmiş ve içselleştirilmiş olduğunu bize gösterir. Sisteme karşı koyan “Olcay”lar ve içinde eriyip giden “Mevhibe Hanım”lar Türk romanının ve Türkiye’nin gerçeğidir.
Nehir Hilavin