Orhan Veli Kanık’ın Beykoz’da dünyaya geldiği tarihi ahşap konak satışa çıkarıldı. 13 Nisan 1914 sabahına tanıklık eden ve şairin çocukluk yıllarının geçtiği bu yapı için kapıya asılan “satılık” ilanı, edebiyat çevrelerinde ve kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Gazeteci Adil Bali, sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımla gelişmeyi duyurdu. Bali, konağın 80 milyon TL bedelle satışa çıkarıldığını belirterek, bu durumun yalnızca bir mülk devri değil, aynı zamanda İstanbul’un kültürel hafızası açısından da kritik bir eşik olduğunu vurguladı. Paylaşımında, “Satılan bir ev mi, yoksa İstanbul’un hafızası mı?” sorusunu yöneltti.
Söz konusu yapı, Orhan Veli’nin anne tarafından dedesi Beykozlu Hacı Nuri Ahmet Bey tarafından inşa ettirilmişti. Şair 1914’te burada doğdu; çocukluğunun ilk yıllarını bu konakta geçirdi. 1939 yılında, geniş bahçesi nedeniyle dönemin alıcısı tarafından satın alınan köşk, bugünkü sahibi Osman Özer’in ailesine geçti. Özer de çocukluk ve gençlik yıllarını burada geçirdiğini, 80 yılını bu evde yaşadığını ifade ediyor.
“Bakımı imkânsız hale geldi”
-
derece kültür varlığı statüsündeki binanın sahibi Osman Özer, konağın bakımının hem zahmetli hem de maddi açıdan ağır bir yük haline geldiğini belirtiyor. Emekli maaşıyla bu ölçekte bir yapının restorasyon ve koruma giderlerini karşılamanın artık mümkün olmadığını dile getiren Özer, “Yavaş yavaş harabeye dönüşmesine gönlüm razı gelmedi. Bu yüzden satma kararı aldım” diyor.
Yıllar içinde Orhan Veli’yi anma etkinliklerine ev sahipliği yapan, edebiyat meraklılarının İstanbul’daki uğrak noktalarından biri haline gelen konak, yalnızca mimari bir yapı değil; şiirin ve modern Türk edebiyatının hafızasında yer etmiş bir mekân olarak görülüyor.
Müze Olabilir mi?
Konağın satışa çıkarılması, kamuoyunda önemli bir tartışmayı da beraberinde getirdi: Bu yapı bir müzeye dönüştürülebilir mi?
Türkiye’de ve dünyada bunun başarılı örnekleri bulunuyor. Örneğin, Tevfik Fikret’in evi bugün Aşiyan Müzesi olarak ziyaretçilere açık. Aynı şekilde Namık Kemal’in Tekirdağ’daki evi müze olarak korunuyor. Dünya ölçeğinde ise William Shakespeare’in Stratford-upon-Avon’daki doğduğu ev her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor.
Orhan Veli’nin Beykoz’daki evi de benzer bir kültürel işlev üstlenebilir. Şairin yaşamına, Garip hareketine ve 20. yüzyıl Türk şiirine dair arşiv belgelerinin, ilk baskı kitapların, fotoğrafların ve kişisel eşyaların sergilendiği bir mekâna dönüşmesi; Beykoz’u bir edebiyat rotasının parçası haline getirebilir. Ayrıca gençler için şiir atölyeleri, okuma günleri ve anma etkinlikleri düzenlenerek yaşayan bir kültür mekânı oluşturulabilir.
Bu noktada yerel yönetimlere, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, sivil toplum kuruluşlarına ve edebiyat çevrelerine önemli görevler düşüyor. Kültürel miras yalnızca korunarak değil, işlev kazandırılarak yaşatılır.
Orhan Veli’nin “İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı” dizeleri hâlâ kulaklarımızdayken, onun gözlerini açtığı evin kaderine kayıtsız kalmamak gerekiyor. Bu konak, bir mülkten ibaret değil; modern Türk şiirinin hafızasıdır. Kamuoyunun, kültür kurumlarının ve yerel yönetimlerin ortak bir irade göstererek bu yapıyı müzeye dönüştürme fikrine destek vermesi, yalnızca bir evi değil, bir şiir mirasını da korumak anlamına gelecektir.