Dişi Mitos – Ezgi Elibol Topçuoğlu

1.
Beni bir Kiklad heykelciği gibi oymanı isterdim
Güneşe karşı, mermerimi, kaba hatlarıyla
Kadınlığım bir küçük üçgenle işaretli
Beni şekillendir isterdim
Üçgenimden bul beni

2.
Bitimsiz bir kâbustayım. Tanrılardan kralın oğlu olan, güzel olan, çapkın olan, sanatın ve muhteşemliğin efendisi olan beni aklına koydu. Benim aklıma bana ait olmayan bir sürü şey koydu. İstemedim, istemedim; ben hiç görmek istemedim. Yangınları, kıyımları, tahta atı… Tahta gibi sert erkeklik. Bir şehrin düşüşünü içimden geçirirken, kızışmış tanrının çağrısına tıkadım kulaklarımı, kapadım bacaklarımı. Bir şehir kalbime düştü ve kızışmış, güzel, dehşetli güzel tanrının çağrısına o saat kulaklarım tıkandı. Çok kızgındı kızışmış tanrı; boşalamayınca üzerime, üzerime lanetlerini boşalttı. Lanetlenmiş bir kadını kim dinler? Kimse dinlemedi, ihanet sindi şehrin damarlarına tahta bir atla dıgıdık dıgıdık! Yanan, düşen şehir is koktu; şehir bir çığlık şimdi, şehir bitimsiz bir kâbus. Kan; göğüslerden, sırtlardan, sokaklardan. Kan en çok da küçücük kadınların bacak aralarından. En çok da benden. Şehrin lanetli hayaletlerinin haykırışları doluyor açık yaralarımdan içeri.
“Değdi mi? Değdi mi?”
İncecik bir nefes, son kez, dudaklarımdan dışarı. Keşke kızışmış tanrıya bana ne isterse yapmasını söyleseydim, onun olsaydım. Olmadım, öldüm.

3.
İnsanoğlu neden korkar yılanlardan?
Bunun taşlarla ne alakası var?
Ve taş yürekler daha mı evla
Taşa dönüşen vücutlardan?

Beni yanlış anladılar
Yine de yalvarmadım, boyun eğmedim
Sen sadece hikâyenin sonunu biliyorsun.
Bir zamanlar masumdu canavar.

Kafamda yılanlar
Her biri hatırlıyor tecavüzü, ihaneti ve acıyı
Hepsinin tıslamasında kadınca haykırışlar
Merhamet ya da güzellik dilenmiyorum

Yorulmadım
Bir nefeslik soluklanacağım sadece
Hazır olmak için dövüşe
Sen bu hikâyenin kahramanı olmaya çok meraklı gibisin
Öyleyse yaklaş
Gözlerini bağla, ehlileştir beni
Gözlerimi bağla
Beni yılanlarımdan kavra

4.
Sen sandın ki
Ben — bir matrimoni temsili
Ağır ve boğucu bir duvak, kirli
Kenarda dururum öylece ve savaşlarında yanında
Ve her bulduğun genç ve güzel yeni deliğe
Sokabilirsin aletini

Yok öyle yağma!

Sen şimşeklerin, gökyüzünün ve ateşin var ettiği
Hepsinde ben, hepsinde bile isteye.
Sen kardeşim, kurtarıcım
Sen erkek güzelim
Bu acı,
Ben sadece seni yanımda istedim
Seni yatağımda, seni derinimde
Fırtınanı benim kıyılarıma sürseydin

Ağlayan bir taç
Haykıran bir asa
Senin bitmek bilmez iştahının koruyucusu
Sana dokunmadım
Süt damlaları koktu
Adım adım azaldı doğurganlığım
Cezalandırdım, lanetledim
Lanetlendim
Bu devranı döndüren kısır bir inek olmakla

Bundan sonra başka!

Ağlama tavus kuşu, ağlama
Bundan sonra ben,
Zayıflığıyla ölçülmeyen.
Ama hikâye dönüşmeye başlayınca
Tanrılar tanrısı bile
Bocalar kendinden şüpheyle
Ve o an masa dağılır
Kadınlar gölgelerini zırh gibi kuşandığında
Zirvesinde senin olmadığın bir dağda
Bu hikâye
Zulmün dilini unutur
Orası yıldırımlardan azade.

 

En Yeniler

Eda Gül’ün Yeni Kitabı “Proleter Öğüdü” 160. Kilometre Tarafından Yayımlandı

Çağdaş Türk şiirinin özgün yayın çizgisini sürdüren 160. Kilometre,...

Nostaljik Kazazedeler – Yunus Emre Oğuz

Gözü Kader’in kahvaltı tabağındaydı. Dikine, ince ince doğranmış salatalıklar,...

Alman Taşrasında Türkçe Şarkılar: Christian Petzold’un “Jerichow” Filmini Yeniden Okumak

Christian Petzold'un 2008 yapımı Jerichow filmi, ilk bakışta James...

Hugo Claus – Batı Flandre

İnce şarkı, karanlık iplik batan bir çarşaf gibi ülke. Çiftliklerin, sütün bahar...

Nihat Özdal’ın Yeni Kitabı “Bulut/Haiku” Lando Yayınlarından Yayımlandı

Şair, yazar, fotoğrafçı ve doğa gözlemcisi kimliğiyle çağdaş Türk...

Otopsi Perisi – Bilgehan Tuğrul

Eller ve imdat Balkonda yapılmış ağıtlara katılan kediler Hep bir ağızdan...

Benzer İçerikler

Otopsi Perisi – Bilgehan Tuğrul

Eller ve imdat Balkonda yapılmış ağıtlara katılan kediler Hep bir ağızdan ölmeliyiz Bikinilerimizi giyip balıklama Uzun boylu seksi apartmanlardan atlayarak Uykumda lekekerini sildiğim melekler haberiniz olsun Her şey bana yaptırılıyor...

Babamın Yattığı Kabristanın Adını Yanlış Biliyorum – İlker Hepkan

nereden çıkacağın belli olmuyor beyazperdede anlayışlı bir karakterin düşünceli bakışlarında bir country albümünde, okyanusun ortasında aynada, yorgun değilsem, yüzüm gülüyorsa beni kovalayan akrabalar suretimi bir saniyeliğine yakaladığında mutfak tezgahına...

Üçüncü Perşembeler – İlda Sorel

Doktor bana bunun “küçük bir prosedür” olduğunu söylediğinde, yüzündeki ifade sanki kelimeleri değil de başka birinin hayatını anlatıyordu. Masanın üzerindeki dosyaya bakarken konuşuyor, gözleri...