Bir haslet buldum
Yerle bir oldu dünya
Bilmem var mıdır
beni bu acınası delikten çıkaracak
bir güç
bir kara büyü ya da
Oldu.
Elimin tersiyle ittiğim her neyse
ağzıma dolarken
bir parmağın yeri
öbür parmağın göğü işaret ettiği bir terkiple
karartısına giriyor yarasalar besleyen
ve en şiddetli yanıyla rüzgârın
bir prizma aydınlık
ilerlerken
açıklıkta bir ikona karşılıyor onu
koparıp kafasını tükürürken
vezirtaşı ikonanın
ölümün son ağzına varıyor
Kaçtır soluğumda bir hız. Ezan sesi. Dalgınlıkla bozulan bir oruç. İdare ettiğim dünya (yahudilere rağmen). Yırtığı yamayan, sızıyı kurutan bir dua ezberde. İndir anlamında ağzıma yediğim pek ve çingeneler. Rahmetli anmazdı adını. Şey derdi hep. Perde de tam zamanında düştü değil mi. Ne demiş haydutbaşı. divide et impera. Yani. Dövüşmekle kalmayacak bu iş.
Oltanı dâima kâğıtta tutacaksın dedi.
Hiçbir şey çelemeyecek aklını
Hiçbir dul giremeyecek kanına
Hiçbir söz diyetini ödemeyecek
Suda eriyeceksin
İnsanlar ter içinde. Birbirine çarpa çarpa yaşamak ve dağıtmak birbirini ve sonunda günah çıkarmak için girdiği o evde isevî yortulara göre ayarlanmış ayinler ve cam tüccarlığı. Karın ağrısı belli. İlericilikle aynı yatakta basılmışlar duyulan. Ben onların yalancısıyım.
Karpuz kelek çıktı. Gırnatadan bir gece ya da hain bir pusu örneği payına düşen. Duvarda asılı bir at resmi. Hiç bakılmamış. Kendi tınısını gâvur tuşlarda çentiklemeye başladığı an. Bitti. Şimdi var gücümle besleniyor ağzı ejderhanın. Elbet patlayacak bir gün
Razıyım
parçalanmaya
Razıyım
benim de bulunamayacak bir parçam olsun. Kılçık yerlerine denk.
Biri çıksın
ve desin ki
Ey İstanbulî tur
yapraklarında semâzen oynayan
Gençliğinde ağzının payını almış yüzüm durur
Oturdum yüce bir zevkle dünyanın orta yerine
Kaçacak delik yok
Zor.
Kalk Âdem
Var mı sende bir çekirdek insanla topa gerilecek göğüs
Bak, gözünden sigara akıyor çocuğun
Kim bilir ne hayrı dokunuyor bir hışım kendine
Anlaşılan iş başa düştü. Yalınayak bastonuyla gittiği her yere onun izini sürmüş bir serinlik getiriyor. Bir kelimeyle dindiriyor harlı betiklerde çalkalanan suyu. Yalnız onun penceresine açılan gün ışığı yataktan tekmeleyerek pençesine düşürüyor harbin. Kalk gez içtenlikle şimdi Yahudi adlarıyla donanmış dünyanı. Gün ağartısında hilat giymek için hazrolda bekleyen soysuz bir ailenin artıklarına karşı bırak göstersin hünerlerini alemde mendebur.
Hani
belini doğrultana kadardı
Hani
sarazen katipler tutmayacaktın onları anlamak için
Hani
uydurmaydılar ve kaldırım taşını yastık bellemiş bir köpek olmayacaktın salyalarla
Şimdi Fadik geri dönüyor
giyin torbalarıyla marka
Yaprakları toprağa karışmayan bir kentte bodur ağaçlar gibi aynı sicim
Beyaz bir elbiseden kahverengi elbiseye
oradan da ömrüne hangi paçavrayı biçtilerse artık
razı oldun
Kim bekliyordu bu denizi acaba taşmasın için
yoksa okkalı bir kürek mi indirdiler suratına
baygınsın ve gönyede durmak açmıyor seni
bir çan patlıyor kulağında ve eşikleri tutulmuş bir hafta sonu yamuk bir mum
dikebilmek için otuz iki diş adamlara yamıyorsun kendini sarnıçta
Sancak efendiciğim
çoktan düştü
şimdi siz yerden göğe kadar haklısınız
Cambaz
hangi deliktesin
Bir gümüş tepside ikram etmek sana güzel
Gark olundu ki eski defterler açılmış
Açıldığı gibi alkışlar tutulmuş
Ayısoyları ısrarla uyumaz olmuş
Bir cevap ver ve sustur dünyayı
sustur
sonsuz kahkahasına alet olmak için evrenin
sustur
neş’eyle bir kuşun yere çalması gibi hayvanı.