Kendi aruzumu buldum artık arzumdur arşa yakın
makineyle hayvan arasında bir köprüde Arşimet
dün sürüngendim bugün ayaktayım bakmayın öyle
aşık oldum yan seviştim gına geldi ahiret
Hayat ne çabuk geçiyor birbirinin peşi sıra seneidevriyeler
zakkum ezdim şarap içtim tırmandım bodur ağaçlara
ben ölü bir denizin hayaleti ben boynu büklüm düğüm
peşinde absürt soruların çapraz fişeklerle dolu göğsüm
ben bir mendil dilek asılı ağaçlarda
yeniden boy verir boyayıp yıkaya eskittiğim yüzüm
tam yüzyıl sürdü coğrafyadır süründüğüm
Makyajım akmış kara gözlerimde kızıl maskara
makaralarla taşıyorum devasa gövdemi
makaralar bozkırda kurulu çadırlarda
Çaldıran savaşı patlak vermiş
kavmimin kanına karışan kılıçlarda
Bir daha gülemeyeceksin ağız dolusu ölmenin en kötü tarafı
geçtiğin köprüler ardında kalacak mesken tutacaksın köprüsüz arafı
sen hayattayken ölen herkesle ölecek olsan da biraz
ölüm meleği olacak bu hayatta gördüğün en son insan sarrafı
Bana ne Filistin’den bana ne esmerlerden bana ne dünyadan
kendinden ibaret bir saka kuşuyum ben konakladığım merdiven
şiirin beni götürdüğü yerde pinekliyorum ellerimde eldiven
düellolar pelerinler hepsi sahte bir gerçektir parşömen
Yine de reddediyorum işitmezlikten gelmeyi kandan çığlıkları
tuzu kurulardan değilim ben dönemem acılara sırtımı
bir gecekonduda varoluşladılar beni ertesi gün barikat savaşı
çemberliyorum şizofreniyi hem umut hem de baht karası