Kemal’in Masumiyetsizliği: Orhan Pamuk’un gündemdeki romanına zamansal, sınıfsal ve cinsel bir yaklaşım.

Özlem Sagon

 

 

Geçtiğimiz haftalarda çıkan bir mini dizinin etkisiyle Orhan Pamuk’un meşhur kitabı Masumiyet Müzesi yeniden gündeme oturdu. Paylaşılan birçok yorumda Kemal’in Füsun’a aşık olup olmadığı tartışıldı. Fakat kitapta adı geçen iki kadının Kemal’in zaman duygusu açısından hangi bağlama oturduğu pek tartışılmadı.

Sibel eğitimli, özgüvenli ve toplumsal olarak Kemal’le aynı sınıfta olan bir kadın. Kemal için bu evlilik sosyal anlamda adeta laboratuvar ortamında tasarlanmışçasına kusursuz bir tercih. Fakat burada bir eksiklik var; heyecan, dopamin, imkansızlık. Arzu yokluktan ve kayıptan türeyen, kavuştukça azalan bir duygu biçimi. Sibel, Kemal’in hayatında sürekliliğin ve geleceğin temsiliyken Füsun ise geçmişin ve kaybın tasviridir. Kemal arzuyu korumak için zamanı dondurur; müze gibi zamanı akıtmayan, askıya alan bir mekana hapseder. Fakat burada sorulması gereken soru şudur, “müzeleştirme”, aşkı zamandan kurtarmak isterken onu hayattan koparmış olabilir mi?

Ayrıca Kemal’in Sibel ile ilişkisi eşitler arasındayken Füsun’la ilişkisinde güç dengesi Kemal’in lehine konumlanıyor. Bu onun Kemal’in hemen hemen her erkekte olduğu gibi ne kadar “eğitimli”, “modern” vs. olursa olsun hiçbir zaman tam olarak erkeklik krizini ve tahakküm dürtüsünü bastıramadığını gösteriyor. Ayrıca Kemal, sınıfsal bir üstünlük fantezisi yaşıyor Füsun’la. Tamamen kontrol edebileceği, risksiz, hareketsiz bir alan yaratıyor; tıpkı bir müze gibi… Sınıfsal ayrıcalık ona zamanı durdurma hakkı veriyor, Füsun’u yıllarca bekletiyor, Füsun’un ise böyle bir lüksü bulunmuyor.

Sibel bazen Kemal’den daha güçlü, zeki, eğitimli, duygusal anlamda olgun. Bu yüzden Sibel’le yaşadığı gerçek bir ilişkiyken Füsun’la yaşadığı bir fantezi; Füsun, Kemal’in dünyasında bir imge, bir özne değil. Kemal Füsun’u dinlemiyor, anlamıyor, onun iç dünyasını merak etmiyor. Bu yüzden roman bir müze metaforu üzerine kurulu. Kemal Füsun aracılığıyla canlı bir özneyle eşit bir ilişki kurmak yerine hatıraları yönetebileceği bir alan yaratıyor. Kemal, yaşayan bir kadını değil, geçmişte  sabitlenmiş bir ânı seviyor. Kemal’in yaşamında Füsun sürekliliğe değil; tıpkı müzede sergilenen bir eşya gibi geçmişin ve gençliğin özlemini yansıtan kalıntısal bir yoksunluk nesnesine dönüşüyor.

Müze metaforu bize Kemal’in iç dünyasını tasvir ediyor. Müze, dondurulmuş zamanı temsil eder; müzelerde yaşayan, hareket eden, değişen, dönüşen bir nesne bulunmaz. Müzedeki nesnelerle ilişki kurulmaz, onlara yalnızca bakılır. Müzelerin sergilerden farkı budur. Tıpkı Kemal’in hayatında Füsun’un konumlanışı gibi. Kemal, Füsun’un eşyalarını ve anılarının kalıntısını bir duygu müzesi haline getirir; nesneleştirir. Bu yüzden Kemal’in takıntısı aslında Füsun’a değil, kontrol edilebilir zamana yöneliktir. Geçmiş, müdahale edilemez ama sabitlenebilirdir. Gelecek ise belirsizdir ve tehditkardır. Oysa Sibel geleceğin, karşılıklılığın, hareketin ve sorumluluğun ifadesidir; Kemal’in duygusal dünyası buna yabancıdır. Geçmişe ve geçmişin temsili olan nesnelere takıntılıdır.

Kemal aslında gerçek bir ilişki yaşamak istemez. Çünkü gerçek ilişkide karşındaki bir imge değil bir insan ve öznedir; sorumluluk, günlük yaşam vardır, hayal değil gerçekler vardır. Kemal aynı ilişki formunu Sibel’le değil de Füsun’la yaşasaydı bu sefer yine ona yetmeyecektir. Füsun’la mümkün olabilecek bir hayat eğer gerçekten kurulursa sıradanlaşacak ve arzu çözülmeye başlayacaktır. Eksiklik ortadan kalktığında arzu da ortadan kalkacaktır; Kemal o yüzden eksikliği korur. Çünkü sorumluluk almak isteyen değil, kendi duygularını müzeleştirerek onları seyretmeyi, ilişkiler değil fanteziler yaşamayı isteyen biridir.

Aslında romanda anlatılan ne Sibel ne de Füsun… Akıp giden zamanla hatıraların tatlı tebessümü arasında kalmış Kemal’in akıp gidememe hikayesi. Geçmişin tatlı bir anında takılı kalıp kendi duygu dünyasını müzeleştirmesi. Bu nedenle Orhan Pamuk ‘un anlatısı  basit bir aşk üçgenini değil; zamanın lineer akışına direnmenin melankolik bir çabasını anlatır.

 

En Yeniler

Levent Karataş’ın Yeni Kitabı “Melez Peri” Eksik Harf Yayınları Tarafından Yayınlandı

Şair ve yazar Levent Karataş’ın yeni kitabı “Melez Peri”,...

Gökçe Kasacı ile Müzik Hayatı ve Yeni Dönem Üretimleri Üzerine Söyleşi

1. Aslen biyomedikal mühendisisin; bir süredir de Hamburg'dasın. Akademik...

Altın Defne Genç Şiir Ödülü 2025 Sonuçları Açıklandı

Altın Defne Genç Şiir Ödülü 2025 yılı sonuçları açıklanmıştır....

Eksik Hareket – Kenan Osmanoğlu

sizi, hiç su değmemiş bölgelerden çıkardım nereden ve nasıl doğduğunuzu...

Yeliz Dövücü’nün Deneme Kitabı “Dijital Şizofreni” Fabrik Kitap’tan Yayımlandı

BASIN BÜLTENİ   Yeliz Dövücü’nün Kaleminden Bölünen Dikkatin ve Çoğalan Yalnızlığın Hikâyesi: “Dijital...

Bir İlk Roman Başarısı: Vahşi Evler ve Barrett’in Uzun Anlatı Denemesi

Colin Barrett’in ilk romanı Wild Houses (Türkçede Vahşi Evler),...

Benzer İçerikler

Masumiyet Müzesi’nde Aşk Söylemleri: Kemal Basmacı

Orhan Pamuk’un 2008’de yayınlanan romanı Masumiyet Müzesi, Türk edebiyatının en tartışmalı aşık karakterini bizimle tanıştırır. Romanın ana karakteri Kemal Basmacı, dinamikleri farklı iki ilişki...

Gökhan Yılmaz ile “Tüm Müdahalelere Rağmen” ve Yazmak Üzerine

İstanbul doğumlu Gökhan Yılmaz, MSGSÜ Türk Dili ve Edebiyatı mezunu. “kitap-lık”, “Varlık”, “Notos”, “Dergâh”, “Hece”, “Natama”, “Post Öykü” ve “Olağan Hikâye”nin aralarında bulunduğu dergilerde...

Kay Dick’in Dsitopik Evreni Onlar’ı Bugünden Okumak

Kay Dick’in 1977’de yayımlanan romanı Onlar (They) ile ilk karşılaştığımda, beni sarsan şey açık bir distopya anlatısı değil, daha çok tarif etmekte zorlandığım bir...