turna vurulur. tuncanın atları kurur.
bindallılar kırılır, ormandan kente konur.
pencereler temizlemez kuşların kurşununu.
adını değiştirirlerse bir babanın
kırgınlığı bitmez hasreti de bir babanın.
küçük değilim çerçeve kopçasını koparmak kadar.
bir anne ağrımış diyorlar dört depozito
bir anne nasıl dayanırmış masalsız.
şeftali kemiren oyuncaklar çoktandır acımasız.
çin susamı simit yer yusufun ejderhası,
yaş gözünün kıyılığı külahta beş top dondurmadır,
kan değil de nedir gezip düşen yakaya
benzimden beyaz şiirin muskalandığı.
gürül gürül bir yargı taydır bel boşluğundaki haklı,
aydan devrilen hurma gömüsüdür çölün
giriş katlarının hıncı balkonsuz,
abdünnasırın mağripten cızırtıları.
boşu- yaşlandıkça daha iyi anlaşılacaktır -nalık,
acımız her yerde bayram sanılması şeker toplamanın.
adını sevdiğim kızlar vay emzirdiğiniz tazılar.
kurt sinekleri boğulur saçlarınızda mendil ipekler
dirençli bir hüznün yüzüsünüz,
uysal savunması avukat çisemliğinin
saçlarınızın baş aşağı durma sürgünüyle,
saçlarınız samandır. saçlarınız kömür.
atlas ölür
ama kiracılarıyla taziyelerin hafifleyecek değilim.
sizi ölmek zorunda mıyım gelir değiştirir biri bundan iyi ölmek mi var
bulup orta yerine koyar tabiatın ve gecekonduların
avcının indiğini denizcinin döndüğünü.
vay benim kırgın bileklerimle yürüdüğüm yolu
ruh yaması çiğner de örter birimizin üstünü
ters kentin üstü çevrilmiş kırk harabesi.