Hafıza, Baba ve Sinema: Manevi Değer Üzerine Üç Katmanlı Bir Okuma

Azimet Avcu

Joachim Trier imzalı “Manevi Değer / Sentimental Value”, yönetmenin aile, hafıza ve sanat arasındaki gerilimleri ele alan filmografisinin olgunlaşmış bir durağı olarak okunabilir. Trier, bu filmde bireysel travmanın yalnızca psikolojik bir mesele olmadığını; mekânlar, nesneler ve özellikle sanat üretimi aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılan bir “manevi değer” alanı yarattığını gösterir. Film, baba figürü, kız figürü ve bu ilişkinin bir filme dönüşmesi ekseninde üç katmanlı bir yapı kurar. Aşağıda bu yapıyı sanatsal ve sinemasal bir bakışla ele alacağım.

I. Baba Figürü: Sessizlik, Otorite ve Hafızanın Yükü

Filmde baba figürü, yalnızca aile içi bir otoriteyi değil, aynı zamanda geçmişin ağırlığını taşıyan bir “hafıza mekânı”nı temsil eder. Trier’in kamerası, babayı çoğu zaman sabit, mesafeli ve çevresiyle uyumsuz kadrajlar içinde konumlandırır. Bu tercihler, karakterin içe kapanıklığını ve bastırılmış duygularını görsel olarak pekiştirir. Baba, konuşmaktan ziyade suskunluğu tercih eden; suskunluğuyla da çevresindekilere sürekli bir yük aktaran bir figürdür.

Sanatsal açıdan bakıldığında, baba karakteri klasik sinemadaki patriyarkal figürlerden farklı olarak mutlak bir güç kaynağı değildir. Aksine, gücünü yitirmiş ama bunun yasını da açıkça tutamayan bir karakterle karşılaşırız. Trier, babayı idealize etmekten özellikle kaçınır; onun eksiklerini, bencilliklerini ve duygusal ihmallerini açıkça sergiler. Bu bağlamda baba, geçmişin “manevi değeri”ni temsil eden ama bu değeri dönüştürmekte başarısız olan bir figürdür. Geçmişi muhafaza eder, fakat onunla sağlıklı bir ilişki kuramaz.

II. Kız Figürü: Kimlik Arayışı ve Mesafe Koyma İhtiyacı

Kız figürü, filmin duygusal merkezini oluşturur. Trier, bu karakter üzerinden hem bireysel özgürlük arayışını hem de aile bağlarının kaçınılmaz çekim gücünü tartışmaya açar. Kız, babasının sessizliğinden ve duygusal mesafesinden kaçmak ister; ancak tam da bu kaçış, onu sürekli olarak babanın yarattığı boşluğa geri döndürür.

Sinemasal olarak Trier, kız karakterini daha hareketli bir kamera diliyle izler. El kamerasına yaklaşan çekimler, karakterin içsel dalgalanmalarını ve kararsızlığını yansıtır. Işık kullanımı da bu noktada önemlidir: Kızın bulunduğu sahnelerde daha doğal ve yumuşak ışık tercih edilir; bu da onun hâlâ dönüşme, değişme ve kendini yeniden tanımlama potansiyeline sahip olduğunu ima eder.

Sanatsal düzlemde kız figürü, miras alınan “manevi değer”le hesaplaşan kuşağı temsil eder. O, geçmişi tümüyle reddetmez; ancak onu olduğu gibi kabul etmeye de razı değildir. Bu nedenle film boyunca kızın temel çatışması, babadan kalan yükü nasıl dönüştüreceği sorusu etrafında şekillenir. Trier, bu karakter aracılığıyla hafızanın hem bağlayıcı hem de boğucu doğasını görünür kılar.

III. Bir Filmin Doğuşu: Sanat Olarak Hesaplaşma

Filmin üçüncü katmanı, baba ve kız arasındaki ilişkinin bir filme dönüşmesiyle açılır. Bu noktada Sentimental Value, metasinema düzlemine geçer ve sanatın iyileştirici mi yoksa yaralayıcı mı olduğu sorusunu gündeme getirir. Bir yaşantının filme dönüşmesi, o yaşantının artık “özel” olmaktan çıkıp temsil edilebilir, hatta tüketilebilir bir nesneye dönüşmesi anlamına gelir.

Trier burada son derece bilinçli bir etik gerilim kurar. Kamera, artık yalnızca karakterleri değil, onların hikâyesinin nasıl anlatıldığını da sorgular. Sanat, bir yüzleşme alanı sunar; fakat aynı zamanda yeni bir mesafe yaratır. Baba için film, geçmişi kontrol altına almanın bir yolu olabilirken; kız için bu, yaşanmış acıların yeniden sahiplenilmesi ya da yeniden kaybedilmesi riskini taşır.

Sinemasal bakımdan bu bölüm, filmin en rafine anlarını içerir. Kurgu daha parçalı hâle gelir, zaman çizgisi esner ve izleyiciye bilinçli bir yabancılaşma hissi sunulur. Bu tercih, Trier’in izleyiciyi pasif bir duygudaşlıktan ziyade aktif bir düşünme sürecine davet ettiğini gösterir.

Manevi Değer / Sentimental Value, baba ve kız arasındaki ilişkinin yalnızca bir aile dramı olmadığını; sanat, hafıza ve temsil üzerinden sürekli yeniden kurulan bir anlam alanı olduğunu ortaya koyar. Joachim Trier, bu filmiyle duygusal yoğunluğu yüksek ama melodramdan bilinçli biçimde kaçınan bir anlatı kurar. Baba figürü geçmişin ağırlığını, kız figürü bu ağırlıkla baş etme çabasını, filmin kendisi ise bu ilişkinin sanata dönüşürken ne kazandığını ve ne kaybettiğini sorgular. Sonuçta izleyiciye kalan, yalnızca bir hikâye değil; hafızanın ve sanatın etik sınırları üzerine derinlikli bir düşünme alanıdır.

Manevi Değer (Sentimental Value) (Norueççe: Affeksjonsverdi)
Yönetmen: Joachim Trier
Senaristler: Joachim Trier, Eskil Vogt
Yapımcılar: Maria Ekerhovd, Andrea Berentsen Ottmar (ve ortak yapımcılar)
Görüntü Yönetmeni: Kasper Tuxen
Kurgu: Olivier Bugge Coutté
Müzik: Hania Rani
Yapım Şirketleri: Mer Film, Eye Eye Pictures, MK Productions, BBC Film, Lumen Production, Komplizen Film, Zentropa vb.
Tür: Dram / Aile Draması
Süre: ≈ 133 dakika
Dil: Norveççe (Ayrıca İngilizce, İsveççe, Danca sahneler)

En Yeniler

Sebastiano Grasso – Duvarlarda

Çeviren: Erkut Tokman Yıllardır beyaz sayfaların üstünde olduğu gibi; işte senin...

İpek Yorganın Altında – Bahtiyar Hidayet

Bu ilgi ve özen için sevinmeyin Hükümetin koza programı var Ey...

Kısa Yazabilmek: Arife Kalender Şiiri Üzerine – Gazi Giray Günaydın

Arife Kalender şiiri üzerine bile isteye yazmak istiyorum. Çünki...

Cemal Süreya’dan Küçük Dergiler Üzerine: “Edebiyatın Yeraltı Haritası”

Son yarım yüzyıl içinde, özellikle de 1940'lardan bu yana...

Yersizlik Ağıtı – İçim Özdemir

EV   Medeniyete eğildikçe çatlıyor dudaklarım Yine de birinin güzelliğini giydim, Birinin gerdanını, Birinin...

Orhan Pamuk’un Unutulmaz Romanı Netflix Dizisi Oldu: Masumiyet Müzesi’nden İlk Tanıtım

Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk’un çağdaş edebiyatın kilometre...

Benzer İçerikler

Türk Sinemasında Entelektüel Bir Pencere: Reha Erdem’in A Ay Filmi Üzerine

İnceleyen: Azimet Avcu Reha Erdem’in A Ay (1988) adlı filmi, yönetmenin ilk uzun metrajlı çalışması olarak Türk sinemasında biçimsel ve tematik olarak benzersiz bir yer...

Tim Burton: Halloween Dehası

Gökçe Hilal Tırpan Gotik bir masal anlatıcısı, karanlığın içine mizahı serpiştirmiş bir büyücü, sıradanlıktan hiç hazzetmeyen bir hayalperest… Tim Burton tam anlamıyla bir Halloween dehası. Onun evreninde...

İki Kısa: Çığlık ve Yol Bizi Nereye Götürürse

Ozan R. Kartal   “Kültür ve sanatın Cihangir’deki yeni odak noktası” gibi afilli cümlelere çok yakında ev sahipliği edecek, yeni bir mekân; G Collective. Kendilerini “A...