İki Kısa: Çığlık ve Yol Bizi Nereye Götürürse

“Kültür ve sanatın Cihangir’deki yeni odak noktası” gibi afilli cümlelere çok yakında ev sahipliği edecek, yeni bir mekân; G Collective. Kendilerini “A multiwork creative playground” yani çok disiplinli işler için kreatif – yaratıcı bir oyun alanı olarak nitelendiriyorlar. Sinemayla bağları çok kuvvetli, içerikleri çoğunlukla kamera önü ile doğrudan bağlantılı. Mekanları ise konumundan dizaynına, şahane düşünülmüş bir hâlde.

G Collective bu senenin Nisan ayından bu yana yeni yüzleriyle çeşitli etkinliklere, birbirinden özgün atölyelere ve gösterimlere imkân tanımış, tanımaya da devam eden bir alan. Bunların yanında da cast hizmetleri ve fotoğraf iş birlikleriyle de adından söz ettirecek bir stüdyo -belki de eski tabirle komple bir agency – olma yolunda ciddi adımlarla ilerliyor. Güzel hisseden ve güzel hissettiren bir yapıya ve ekibe sahipler.

Cihangir, Şimşirci Sokak’ta yer alan bu tatlı yerin son zamanlarda gerçekleşen katılıma açık etkinliklerinden biri de bir sinema buluşmasıydı. Pink October teması altında, yani meme kanseri farkındalığı sebebiyle tüm dünyaca örgütlenilen bu hafta için üç kadın yönetmenden üç kısa film gösterildi. Bu üç film, Ecre Begüm Bayrak’ın Kurtlar’ı, Selma Meço’nun Çığlık’ı ve Elif Büşra Keleş’in Yol Bizi Nereye Götürürse’siydi. Bu gösterim için G Collective’e adımımızı attığımız andan itibaren gösterilen yoğun ilgi epey şaşırtıcıydı. A’dan Z’ye her şey özenle düşünülmüş hissettiriyordu. Minik giderler için olduğu aşikar duran ve içerisinde bir içecek hakkını ihtiva eden sembolik bir giriş ücreti ve amaç öyle olsun yahut olmasın nostaljik bir his oluşturmayı şahane bir şekilde başarmış, müsvedde konilere doldurulmuş patlamış mısır ikramları…

Bu güzel atmosfer içerisinde üç kısa film izlemek, hele ki bunu, sağlam perdesiyle iyi bir görüntü sunan, iyi ses sistemiyle kulağı dolduran ve yine dizaynıyla rahat hissettiren minik salonda deneyimlemek, odakların yalnızca filmlerde olması için yeter de artar bir hâldeydi. İlk gösterilen film olan Kurtlar hakkında daha önce yayınlanmış incelememizi okumak için bu cümlenin herhangi bir yerine dokunabilirsiniz. O yüzden devamında gösterilen film olan Çığlık’tan bahsetmek daha doğru olacaktır.

Çığlık, Selma Meço’nun, 2015’te çektiği kısa filmi Vattaymizit ve 2019’ta çektiği belgeseli Bay Taçdelen’in ardından, 2025’te çektiği üçüncü filmi olarak karşımıza çıkıyor. 1991 doğumlu yönetmenin yazmış olduğu Pandora’nın Bohçası isimli bir kitabı da mevcut.

Çığlık, bir insanın var olma ve var kalma mücadelesini, bir kadının var olma ve var kalma mücadelesi üzerinden anlatıyor. Hilal Başak Bol’un hayat verdiği Azra karakteri, erkekliğin enteresanca zuhur ettiği direksiyon becerisi ile başlayan var olma teşebbüslerine hayatın geri kalan bütün zeminlerinde devam ediyor. Utku Ertek’in canlandırdığı erkek karakter ise Azra’nın hayatını daha da güçleştirerek bu mücadelesinde onu daha da iyileştirilmez yerlere itiyor. Azra’nın ise bu sürükleniş sırasında tek bir silahı var, çığlığı. 17 dakika içerisinde Çığlık bize bu gerilimleri, çabayı, gerçeklikle maalesef ki epey örtüşen bu mücadeleyi iyi şekilde aktarıyor. Film bize bu kapana kısılmışlığı, çaresizliği, daraltıyı vermekten asla geri kalmıyor. Teknik olarak belki daha iyi olabilir miydi, sorularını sordursa da günümüzde kısa filmlerin en büyük handikaplarından olan bütçesizlik muhtemelen bu filmi de vurmuş olacak. O yüzden oyunculuklar, atmosfer ve öykünün, teknik bütün yetersizlikleri örtebilecek kuvvette olduğunu belirtip film hakkındaki yorumları, filme hiç haksızlık etmeden böylece noktalayalım.

Peşpeşe gösterilen filmlerin sonuncusu ise Elif Büşra Keleş’ten Yol Bizi Nereye Götürürse. Filmin en dikkat çeken özelliklerinden birisi, çekimleri İspanya’da gerçekleşen bu yapımda başrol oyuncusunun, yazanın ve yönetenin aynı kişi, Elif Büşra Keleş’in kendisi olması. Otobiyografik ve nispeten “sıkıcı” bir hikâyenin bu kadar profesyonelce aktarılabilmesi ise cabası. Elif Büşra Keleş, Yol Bizi Nereye Götürürse’de bize yurtdışında sanat icra etmeye çalışan bir kadının yaşadığı çatışmayı anlatıyor. Burada filme daha çok iş düşüyor. Çünkü İspanya’da sanat eğitimi alan biri ile empati kurmamız epey zor.

Yol Bizi Nereye Götürürse – 4. Kaş Uluslararası Film Festivali

Fakat burada ise daha yüksek bir prodüksiyon ve daha profesyonel bir anlatım devreye giriyor. Oyuncu çeşitliliği çok yoğun ve çok başarılı. Renkler, sahneler, dinamizm hikâyedeki o empati barajını bize hatırlatmıyor bile. Mekanlar ve diyaloglar çok başarılı bir şekilde kullanılmış. Yol Bizi Nereye Götürürse, kendine has akışıyla yabancılık hissinin, yol cefasının bütün noktalarını bize bu kısa sürede aktarmayı şaşırtıcı derecede başarıyor. Politik dokunuşları da oldukça yerinde olan bu film, gösterimden keyifli bir şekilde ayrılmamızda pay sahibi.

Bağımsız sinema, ülke sanatının üvey evladı muamelesi görürken, bağımsız kısa filmler ise burada iyice kapının dışına itilmiş bir halde. Hal böyleyken sağlam bir inisiyatif alıp yönetmen kadınlardan üç kısa film gösterme cesaretini sırtlamış olan ve göğüslerimize pembe kurdeleler iliştirerek meme kanseri farkındalığı için güzel bir adım atan G Collective’i bir kez daha bu vesileyle anıyor, kendilerine bu güzel etkinlik için oldukça teşekkür ediyorum.

 

En Yeniler

Sürekli Tahribat – Emrullah Şekerci

mülk görünümü olan çehresiz maskelerde bir benzemezin gümbürtüsü ıpıssız huu eşikte...

Levent Karataş’ın Yeni Kitabı “Melez Peri” Eksik Harf Yayınları Tarafından Yayınlandı

Şair ve yazar Levent Karataş’ın yeni kitabı “Melez Peri”,...

Gökçe Kasacı ile Müzik Hayatı ve Yeni Dönem Üretimleri Üzerine Söyleşi

1. Aslen biyomedikal mühendisisin; bir süredir de Hamburg'dasın. Akademik...

Altın Defne Genç Şiir Ödülü 2025 Sonuçları Açıklandı

Altın Defne Genç Şiir Ödülü 2025 yılı sonuçları açıklanmıştır....

Eksik Hareket – Kenan Osmanoğlu

sizi, hiç su değmemiş bölgelerden çıkardım nereden ve nasıl doğduğunuzu...

Yeliz Dövücü’nün Deneme Kitabı “Dijital Şizofreni” Fabrik Kitap’tan Yayımlandı

BASIN BÜLTENİ   Yeliz Dövücü’nün Kaleminden Bölünen Dikkatin ve Çoğalan Yalnızlığın Hikâyesi: “Dijital...

Benzer İçerikler

Gökçe Kasacı ile Müzik Hayatı ve Yeni Dönem Üretimleri Üzerine Söyleşi

1. Aslen biyomedikal mühendisisin; bir süredir de Hamburg'dasın. Akademik ve profesyonel kariyerini uluslararası bir zeminde sürdürürken müziği de hayatının merkezinde tutuyorsun. Bilimsel disiplin ile...

Bir İlk Roman Başarısı: Vahşi Evler ve Barrett’in Uzun Anlatı Denemesi

Colin Barrett’in ilk romanı Wild Houses (Türkçede Vahşi Evler), İthaki Yayınları tarafından yayımlandığından beri merak ettiğim kitaplardan biriydi. Barrett’i daha önce öyküleriyle tanıyordum; bu...

Hamnet Filmi Üzerinden Sanat ve Kayıp İlişkisi

Hamnet’i izlediğimde, bir dönem filminden çok bir yas mekânına girdiğimi hissettim. Daha ilk sahnelerde, görüntünün içindeki boşlukla temas ettim; sanki film bana bir hikâye...