Onlarca gırtlağın başdüşmanı azı dişlerimi
Şimdi satılığa çıkartıyorum.
Buna nasıl ve ne kadar sevinmeliyim?
İçimde birbirinden farklı binbir delik
Artık ben de
Gönül rahatlığıyla üşütebiliyorum.
Dişlerim hele bir zangırdasın
karartılar etlerle sinirlerle donatılır
Adım gibi biliyorum.
Çünkü
Zihnimin cinlerini ne zaman ovsam
Dileklerimin kanı
Haklı gerekçelerle bulanıyor.
Yenildim, neticeyi seyrediyorum
Hasmım hamaklarımı yağmalıyor.
Kanatlarımda larvaların kolonisi,
Havalanmak çakılmaya dönüşüyor
Her seferinde bin kilo ağırlaşıyorum.
Ellerimi özlüyorum kollarım kapılırken
Acaba
bir kez daha deneyebilir miyim?
Oysaki
mor ile turuncu kadar yakındık birbirimize.
Birimiz kralları boyarken
Öbürümüze hastalıklar elçisi denirdi.
Bir taraf asaletle anılırken
Diğeri bedduaya denk sıtma.
Birbirimize düştüğümüzde de
Hoyratça karışırken de aynı tuvaldeydik.
Aynı adam, aynı dünya, aynı kavga.
O yüzden benzetiyorum toprağı bize.
Yerküreye rengini ilk önce biz verdik.
Bizi sarsarak bölmeye ancak
Göklerin kuşağı cüret edebilirdi.
Tüm çengiler evlerden ırak olsa da
Kolaçan ederdim sesindeki cambazı
Gel alıkoy beni halatların bekçiliğinden
Olur da
Kamber gecikirse yutağındaki düğüne
Bir sonraki çığlığa kadar susabilirsin
Sessizlikte bile sana sığınırım ben.
Ama
Korkarım ki iğneden doğan yangınlar
Saklandığımız samanlıkları telef eder.
Bir kelimenin başı kesilirse cümlemiz için
Hele o laf tanrı misafirinin heybesindense
Korkarım.
Tanrıdan söz etmişken
Dağ başlarında gezinen koçlar görsen
Başıboş ve haydut koçlar
Düşünür müydün hiç
Bazı kararlar tersine dönmüştür diye
O günden sonra
Babalar peşlerine düşer mi evlatlarının
Ellerinde tek gözü kör bıçaklarla.
Tamam,
Varsayalım ki işimiz bitirilince
boynuzlarda kurutulacağız.
Beni çok uzaktan görürsen
İçinden geçir ve de ki,
Bu garip
Arz ü semaya basiretsiz bir hediye.