Peter Balakian – My Mother is a Fish

Annem bir balıktır
Ve gökyüzü alçak ve gökyüzü turuncu,
Ve uzun çimenler yükselir
Durgun havada.
Çamur simsiyah
Ve solucanlar kıvırır soğuk halkalarını ayaklarımın
Dibinde.

Yürürdüm eskiden
Yaşlı bir kadınla.
Sudan uzak görünürdü ve çökerdi toprak.
Yabani otlar uzundu boyumdan.
Salyangozlar uyurdu
Çamurda.
Annem bir balıktır
Ve gökyüzü yutar başımı.
İnce bir yağmur yağar
Yumuşatır eğreltiotlarını.

Mart ayında,
Çiğdemden ve zambaktan önce
Yumurtalar kümelenir sığlığında
Yeşil jölenin.
Yengeçler süzülür aralarından.
Bir yalıçapkını ölmüş yatıyor
Bir kayanın üzerinde.

Annem bir yılan balığıdır
Kayanın etrafını
Işıkla sarmalayan.
Ay olmasa bile
Parıldar karanlık.
Güneş bir yumurta gibi
Büyür köprünün üzerinde,
Gümüştendir ilk kuşlar
Süzülürler annem için.

Hanımefendi geldiğinde
Sıçradık biz –
Bizi ellerimiz arasında
Sıkabileceğimiz kurtçuklar
Bulmaya götürdü.

Babamla gittim
Karanlık suya.
Bir kova çamurla
Beraber gittim.

Solucanı ikiye katladığımızda
iğnenin üzerinde,
ve o kıvrıldığında,
duyabiliyordum
bir levreğin nasıl
tok bir sesle vurduğunu.

Kavradım onu
ıslak bir elle
ve izledim
gözünün karardığını
bırakırken onu metal bir kovaya.

Solungaçları boyunca kes onu
ve fırlat kafasını martılara

Annem bir balıktır
ve çırpınır kovamda.
Gökyüzü benekli taşlardır
gecenin sularında.
Gümüşe döndürür kollarımı.

Rüzgâr çağırır babamı
daha büyük kuşların bağırıp çağırıp
döndüğü yerlere,

Babamın gittiği
ve beni çamurla bıraktığı yerde
ve martılar hangi huysuz sulardaysa

 


My mother is a fish
and the sky is low and orange,
and the long grass rises
in the still air.
The mud is black
and worms turn
their cold segments
at my feet.

I used to walk
with an old lady.
It seemed far from water
and the ground sank.
Weeds were higher
than my head.
Slugs slept
in the mud.

My mother is a fish
and the sky swallows my head.
A fine rain comes
and softens the ferns.

In March before the crocus
and the lily,
eggs bunch in the shoal
of green jelly.
Crabs glide through them.
A kingfisher is dead
on a rock.

My mother is an eel
winding a light
around the rock.
Even without a moon
the black glows.

*

The sun grows like an egg
over the bridge,
the first birds are silver
and swoop down for my mother.

When the lady came
we jumped—
She took us to find worms
we could squeeze
in our hands.

I went with my father
to the dark water.
I went with a bucket
of mud.
When we doubled the worm
on the hook and it coiled,
I could hear how a bass
could thud.

I grabbed it
with a wet hand,
and watched its eye
go black
as I dropped it
in a metal bucket.

Hack it along the gill
and throw the head to the gulls.

My mother is a fish
and flutters in my bucket.
The sky is a fleck of stones
on the night water.
Turns my arms silver.

The wind calls my father
out to where bigger birds
call and caw and spin,

where my father goes
and leaves me with the mud
and gulls on the patchy water.


Peter Balakian (d. 13 Haziran 1951, New Jersey), çağdaş Amerikan şiirinin önde gelen isimlerinden biri olarak kabul edilen şair, denemeci, anı yazarı ve edebiyat araştırmacısıdır. Bucknell Üniversitesi’nde lisans, New York Üniversitesi’nde yüksek lisans ve Brown Üniversitesi’nde Amerikan Uygarlığı alanında doktora eğitimi aldı. 1980 yılından itibaren Colgate University bünyesinde İngiliz Dili ve Edebiyatı ile yaratıcı yazarlık dersleri vermekte, aynı zamanda beşerî bilimler profesörü olarak görev yapmaktadır.

Balakian, şiirlerinde kişisel hafıza, tarih, kent yaşamı, savaş, çevre sorunları ve kültürel kimlik gibi temaları işler. Ziggurat (2010), No Sign (2022) ve özellikle Ozone Journal (2015) adlı şiir kitaplarıyla geniş yankı uyandırmıştır. Ozone Journal, 2016 yılında ona Pulitzer Prize for Poetry kazandırmış ve Balakian’ı çağdaş Amerikan şiirinin en önemli seslerinden biri hâline getirmiştir.

Şiirin yanı sıra deneme, eleştiri ve anı türlerinde de eserler veren Balakian’ın Black Dog of Fate adlı anı kitabı büyük ilgi görmüş ve PEN/Martha Albrand Ödülü’ne layık görülmüştür. Yazıları ve şiirleri birçok dile çevrilmiş, eserleri çağdaş Amerikan edebiyatı üzerine yapılan araştırmalarda önemli bir yer edinmiştir.

Bugün Peter Balakian, şiiri tarihsel bilinçle buluşturan, bireysel deneyim ile toplumsal hafızayı aynı potada eriten güçlü üslubuyla Amerikan edebiyatının etkili şair ve düşünürlerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

En Yeniler

Samantha Barendson – Şiir Faydasızdır

Çalar saat çaldığında, tiz, acımasız bedenini ve iradeni yataktan duşa,...

Murat Üstübal’ın Yeni Eleştiri Kitabı “Biçimsiz Şiir/Dizge-Dışı Poetika” 160. Kilometre Tarafından Yayımlandı

Murat Üstübal’ın Biçimsiz Şiir: Dizge-Dışı Poetika adlı yeni kitabı,...

Juan Carlos Friebe – Yuva

Ne mutlu kalbini kuşanıp yollara düşene, dönmese de olur artık,...

Kadıköy Kitap Günleri 12-21 Haziran’da Kitapseverlerle Buluşuyor

KADIKÖY KİTAP GÜNLERİ 10. KEZ KİTAPSEVERLERLE BULUŞUYOR Kadıköy Belediyesi’nin bu...

Zıpkın – Furkan İşlen

maraşal pirvaski caddesinin girişinde eskort bekliyordum. dalga dalga çarpan...

Adil Burak Aydın’ın Yeni Filmi “En Soğuk Güneş”in Çekimleri Tamamlandı

Tamamı kâğıttan üretilen dekor ve karakterlerle hazırlanan stop motion...

Benzer İçerikler

Juan Carlos Friebe – Yuva

Ne mutlu kalbini kuşanıp yollara düşene, dönmese de olur artık, dönmese ne çıkar, kendi evinde yaşayacaktır. Ne mutlu, keyfince gidip gelene o saadet menzillerine; kendi peşinde, kendi kuyularının...

Suzanne Buffam – Amor Fati

Bir aptal yeterince isterse bir şeyi, dahiye dönüşebilir Karganın uçuşu gözlenmelidir Karga uçuyorsa ben de uçarım denmelidir Düşümde yapraksız bir ağacım. Dallarım sessiz kargalarla doluyor tek tek...

Simin Behbehani – Gökyüzü Boş

Gökyüzü boş, bomboş kim götürdü aydınlığını? Ay'ın tacı olan Samanyolu'nu kim götürdü? Gecenin saçları karışıktır yorgunluktan Nil Nehri'nin saçlarındaki süsü kim götürdü? Okçu yıldızını kimse görmüyor Kim yırttı karanlığını,...