Amcamın av tüfeği bir Gorki kitabında patlamaktadır
Atlılarsa buradan Prag’a oradan Persepolis’e yürümekte
Bilmiyorum hangi bıyık öldürdü uykumdaki ergin denizi
Peki ya gerçekten, ezbere söylersek tabiatın yargılı türküsünü
Çadırlar korur mu bizi ahidi doğru söylersek
Ölü bilir mi kendisine önceki gece fısıldanan Babil’i
Taze gelin olmuş altıpatlarım paslanıyor incirlerin arasında
Ve dünya belki de son rüyasıdır ölü bir çocuğun
Ne de olsa kaçarız çünkü neden olmasın canım
Yazı kışı bırakıp
Üst bacakları bırakıp, öpücükleri bırakıp
Kesik belinden gelen sarhoş akşamları bırakıp
Aşkı, şiiri, şarabı falan bırakıp
Aşkı hepten bırakıp
Dağılırız çadırların ve zeytinlerin arasına
Mitralyöz işte, belleğimin hazin ihaneti
Yolda gördüklerimizden korkmazsak eğer
Sütü bekler gibi seversek yolu
Eğer eksik etmezsek
Verandamızda gezen Hititli ruhtan selamı
Karanfili de takarsak tüfeklerin ucuna
Bir tepenin ucundan olsa görür müyüz denizi
Denizi musasını bilen bir balık gibi bilirsek
Hiç sevişmeden varabilir miyiz sabaha
Raks vebasında bahçemize doğru dans eden
Yetim kalmış ölümü kucaklar gibi
Bir sevişte kaybettim ucu zühreye bakan mızrağımı
Ölü çocukları kucaklayıp tarihteki yerlerini gösteren
Aşkı, emeği ve tenefüsleri öğreten şarkı
Yüzünün başladığı ülkede bitiyor
Atlasları yazıtları ve mezarları terk ediyoruz
Yazsa geldiği gibi gidiyor göğsündeki kitapta
Radyoda vadedilmemiş yerlerden haberler okunuyor
Filistin, Gırnata
Ya da Roma
Aşk ölümün kayıp ikizidir her zaman coğrafyada