bir yaraya saplanmış metal. kan yerine şiir fışkırıyor
dilim kesinlikle bedenin çıplak acısını karşılamak için yaratışmış
aynı zamanda hem uçuyor, hem düşüyorum
amin! diyorum. düzelt! diyorum. evet! diyorum. evet! diyorum
yeryüzünde özetle muhteşemiz
öyleyse mahallemiz neden her şey gibi orospu
bir ara ve bazı günler kaybolmak istedim
güncelleşen hainliklerin gibi, sıklıkla reddediyorum kendimi
ve bana yüklenmeye çalışılan metaforları
yine de evrenin büyüklüğü hakkında söylediklerine inanıyorum
başka bir alternatif aramaya başladım
uzakta bir gemiye –eeeeeeeeeeeeeeee???-
beni unutma suyun saygı duyduğu diye bağırdım
izleri görebilecek ayışığı olmalı. sen de biliyorsun işimiz zor
yaşlı bir kurdu konuşturmaya çalışıyorum. belki orman yemez bizi
belki de orada evimiz vardır ama burası kaybolduğum yer
ve artık koşarken nefesim daha kolay tükeniyor
donmuş cesedi bize ulaşacak biri, çadırında uyurken
dinler tarafından icatlar başladı, bunu tarih yazmaz
mesela değerli madenler daha hızlı günah çıkardı
mesela o patikalarda yürüyecek,
düşünecek sırtüstü,
yıldızlara bakacak gözler kalmadı
adil savaşçılar boğazlandı
ipince bir dans. bu hikâye hepimizin imkânı
dilerim güzel anında ölürsün
bunu nedense hep diyesim vardı
bu film bizim hakkımızda olamaz
bu filmde kimse bize siyah beyaz insanlar gösteremez
sana kalbinde bir kuş olan karanlık bir kutu yapıyorum
akustiğin içgüdünün imgenin voltaları
bu yeterli değil. seni sevmek, yok edilmeni istemek yeterli değil
burada kimse göz kırpmıyor kimseye
merak ediyorum neden arka ayaklarımızın üzerineyiz
neyi görebilmek için. ve hareket ediyoruz yeryüzü de öyle
bazı günler söyleyebilirim dünyanın dönmediğini
çok kolay düşüyoruuuuuuz! diyebilirim
ama vazgeçtim imkanlarından dilin
çünkü yoruldum her zaman ciddi olmaktan
yanlış sorular sordular
yanlış cevaplar verdim