
1. Aslen biyomedikal mühendisisin; bir süredir de Hamburg’dasın. Akademik ve profesyonel kariyerini uluslararası bir zeminde sürdürürken müziği de hayatının merkezinde tutuyorsun. Bilimsel disiplin ile sanatsal üretim arasında nasıl bir denge kuruyorsun? Bu iki alan birbirini besliyor mu, yoksa zaman zaman çatıştıkları oluyor mu?
Evet biyomedikal mühendisliği yapıyorum ve aktif olarak çalışıyorum. Şu an uzaktan çalıştığım bir işim var, evden çalışanlar beni çok iyi anlayacaktır İstanbul–Hamburg arası bir hayatım var, elimde bilgisayarla da her yerde çalışırken görebilirsiniz beni.
Müzik ve çalışma hayatını aynı anda yürütmek çok zorlayıcı ve zaman zaman da fazla yoğun oluyor. İşten kalan zamanlarda kayıt yapmak, video çekmek, üretmek; ertesi gün yeniden işe dönmek… Bazen bir haftanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Ama bir şeyi “iş” olarak görmüyorsak, orası bizim dinlendiğimiz ve mutlu olduğumuz yer oluyor. Eskiden okumak beni rahatlatırdı, şimdi söz yazmak ve şarkı söylemek çok daha iyi geliyor.
2. 2021 yılından bu yana aktif olarak müzik üretiyorsun. Seni yaklaşık üç yıldır ilgiyle takip ediyorum; kimi zaman düetler, kimi zaman solo single’larla dinleyici karşısına çıktın. Bu üretim sürecini geriye dönüp değerlendirdiğinde nasıl bir evrim görüyorsun? Ve en merak edilen soruyu soralım: Bu şarkılar ne zaman bir albüm bütünlüğüne kavuşacak?
Çocukluğumdan beri okumayı çok seviyorum. Kendimce bir şeyler de yazardım ama yazdıklarım zamanla şiire, sonra da şarkı sözüne dönüştü. Sanırım her şey insanın içindeki bir ihtiyaçtan doğuyor. Ben üzüldüğüm zamanlarda şarkı söylemeye ve yazmaya alışmıştım. O yüzden ilk şarkılarım bana daha hüzünlü geliyor.
Son dönemde ise duygular daha iki uçta. Hem melankoli var hem de bir arayış, bir dönüşüm hissi. 6 Mart’ta son şarkım “Kar”ı yayınladım. Ardından üç şarkılık bir EP geliyor; çok sevdiğim ve hayran olduğum iki isimle çalışma fırsatım oldu. EP’nin ardından mutlaka bir albüm yapmak istiyorum. Şarkıların artık bir bütünlük içinde yan yana durma zamanı geliyor gibi hissediyorum.
3. Şarkı yazım sürecin nasıl ilerliyor? Önce bir hikâye mi doğuyor, bir duygu mu, yoksa melodi mi seni sürüklüyor? Söz yazarken hangi temalar — aşk, göç, yalnızlık, aidiyet, yeniden başlama gibi — daha baskın oluyor? Günlük hayatındaki deneyimler şarkılarına ne ölçüde sızıyor?
Genelde bir melodi buluyorum ya da bir altyapı’ya mırıldanarak söz yazıyorum ve bilinç akışı şeklinde ilerliyorum. Virginia Woolf’un bu yöntemle yazdığını okumuştum; kendisini burada anmak isterim.
Sözler konusunda da gün içinde yaşadıklarım beni çok etkiliyor. Duyduğum bir cümle, bir arkadaşımın anlattığı bir hikâye ya da okuduğum bir şey… Üzerine düşündüğüm her şey mırıldanırken şarkı sözüne dönüşüyor. Yolun başında biri olarak umarım daha da geliştiririm.
4. Benim kişisel favorim Derin Sularda’nın akustik versiyonu. İlk dinlediğimde 90’lar Türkçe popunun o güçlü, duygusal atmosferine ışınlanmış gibi hissetmiştim; sanki Aşkın Nur Yengi ile Sertab Erener arasında bir yerde duran bir hüzün vardı. Hatta o yıl Spotify özetimde ilk 10’a girmişti. Akustik düzenlemelerin sesine ve yorumuna ayrı bir derinlik kattığını düşünüyorum. Sen bu konuda ne hissediyorsun? Akustik üretimler senin için özel bir yerde mi duruyor?
Bunu duymak beni gerçekten çok mutlu etti, teşekkür ederim. “Derin Sularda”nın bende özel bir yeri var.
Kesinlikle akustik düzenlemelerde kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşünüyorum. Şarkıların akustik versiyonlarını, mümkünse tamamen canlı çalıp söylediğim hallerini de yayınlıyorum çoğu zaman. Müziğin yalın hâlini çok gerçek ve samimi buluyorum. Çocukluğum 90’ların güçlü vokallerini dinleyerek geçtiği için o dönemin müziğinin üretimlerimizi nasıl etkilediğini fark etmek çok etkileyici. Benzetilmek çok hoş; her zaman beğenerek dinliyorum Sertab Erener, Aşkın Nur Yengi, Sezen Aksu ve tüm hayran olduğumuz sanatçıları. Çok şanlıydık!
5. 2025’te yayımladığın “Yine Severiz” ve “Nehirler”, önceki işlerine kıyasla daha olgun ve içsel bir tona sahip gibi görünüyor. Bu iki şarkının yaratım sürecini biraz açabilir misin? Önceki single’larınla kıyasladığında tematik ya da müzikal olarak nasıl bir farktan söz edebiliriz?
Sanırım son iki yıldır içimde bir sıkışmışlık hissi var; sözlere de yansıdı. Birçoğumuzun böyle hissettiğini düşünüyorum. İstanbul–Hamburg arasında gidip geldiğim dönemlerde sürekli bir yer değiştirme isteği oluşuyor içimde. “Tüm şehir uyur, her şeyi bırak gidelim” gibi sözler biraz oradan geliyor.
İstanbul ne kadar kalabalık ve gürültülüyse, Hamburg o kadar sessiz ve sakin. “Aramızda nehirler var” derken hem fiziksel hem duygusal bir mesafeyi anlatıyordum. Önceki şarkılara göre daha içsel ve daha kabullenmiş bir ton var diyebilirim kesinlikle.
6. Yurt dışındaki yaşam deneyiminin — özellikle Hamburg’da olmanın — müziğine yansıdığını düşünüyor musun? Farklı bir kültürel atmosferde üretmek sana yeni bir özgürlük alanı mı açtı, yoksa Türkiye’den fiziksel olarak uzak olmak zaman zaman zorlayıcı mı oldu?
Şimdi biraz İstanbul biraz Hamburg derken bu durum her şeye yansıyor bence. İki şehir birbirinden tamamen farklı ve bu farklı kültürel atmosferde üretmek insanı değişik bir ruhsal duruma sokuyor. Hamburg’un sakinliği, mesafesi ve düzeni bana düşünmek için alan açıyor. İstanbul’a gelince ise şehrin enerjisi ne kadar yüksek diye tekrar şaşırıyor insan. Ortaya çıkan müzik de tam da bu iki yer arasında duruyor gibi hissediyorum.
7. Yakın zamanda Hamburg’da bir konserin olacağını biliyorum; daha önceki performanslarını da sosyal medyandan takip etmiştim. Oradaki dinleyici kitlen nasıl bir profil çiziyor? Türkiye’den gelen bir sanatçı olarak sahnede nasıl bir karşılık buluyorsun? Konser anlarında seni en çok etkileyen şey ne oluyor?
Çalıştığım için yoğun sahne programı yapabilecek bir rahatlığa henüz ulaşamasam da bu yıl bunu kırmaya karar verdim ve Hamburg’da etkinliklere katılmaya başladım. Sinan Cem Eroğlu ile çalışıyorum uzun süredir, birlikte Hamburg ve Breaking Sounds’a katıldık, çok keyifliydi.
Yabancılarla Türkçe sözlü şarkılar üzerinden temas kurmak çok farklı bir deneyim. “Sözleri anlamasak da içimize dokunuyor” şeklinde çok yorum alıyorum. Melodilerimiz ve vokali kullanış tarzımız çok farklı olduğu için de değişik ve ilgi çekici olduğunu düşünüyorum. Şarkıları söylemeden önce İngilizce bir şekilde kısaca hikâyelerini anlatmak da çok keyifli. O an dil ortadan kalkıyor; duygu kalıyor. Belki de en çok bunu hatırlamaya ihtiyacımız var.
8. Üretim sürecini genellikle single formatında sürdürdün. Önümüzdeki dönemde bir EP ya da konsept bir albüm planı var mı? Ayrıca konser takviminle ilgili — özellikle Türkiye’de sahne alma ihtimali konusunda — dinleyicilerine verebileceğin ipuçları var mı?
Genelde single formatında ilerledim. Son yayınlanan “Kar” şarkısından sonra üç şarkılık bir EP geliyor. İçinde çok eskiden yazdığım şarkılar da var, yeni bestelerle birlikte güzel bir uyumları oldu. EP’den sonra mutlaka bir albüm yayınlamak istiyorum. Türkiye’de de yaza doğru umarım bir dinleti sürprizi olur 🙂
9. Müziğinde melankoli belirgin bir damar olsa da umut ve yeniden başlama hissi de seziliyor. Gökçe Kasacı’nın müziğini tek bir cümleyle tanımlaman gerekse bu nasıl bir cümle olurdu?
Bir yorumda “gereksiz sakinliğine hayranım” yazmışlar, çok güldüm. Sonra düşündüm; aslında doğru bir tespitmiş. Sözlere bakıyorum ve ben de diyorum niye böyle hüzünlü olmuş ama sakinim de bir yandan. Demek ki bu hüznün içinde sakin bir umut var.
10. Son olarak, seni ilk kez dinleyecek birine üç şarkı önerme şansın olsa hangilerini seçerdin? Bu üç şarkı senin müzikal kimliğini en doğru şekilde nasıl temsil ediyor?
Evlatlar arasında ayrım yapılmaz ama deneyelim 🙂 “Yine Severiz”, “Ekvator” ve “Bahar Şarkısı”nı seçmek isterim. Müzik tarzı ve söz olarak kendimi daha iyi ifade ettiğim çalışmalar oldu.
Bu güzel sorular için çok teşekkür ederim!