Masumiyet Müzesi’nde Aşk Söylemleri: Kemal Basmacı

Orhan Pamuk’un 2008’de yayınlanan romanı Masumiyet Müzesi, Türk edebiyatının en tartışmalı aşık karakterini bizimle tanıştırır. Romanın ana karakteri Kemal Basmacı, dinamikleri farklı iki ilişki arasında kalır. Özünde aldatma ve yasak aşk hikâyesi gibi dursa da Kemal’in Füsun’a duyduğu aşkın ve sonrasında geliştirdiği takıntının pek çok farklı yönü vardır.

Kemal, romanın başında iki kadın arasında kalan; birinin tutkusuna ve gençliğine kapılan, diğerinin ise merhametine ve elitliğine hayranlık duyan karakterdir. Peki aşık özne Kemal Basmacı’nın sevilen nesnesi ve arzu nesnesi kimdir? Nişanlısı Sibel, onun karşısında bu sıfatlardan hiçbirini almamıştır. Sibel, Kemal için Arthur Schopenhauer’in Aşkın Metafiziği kitabında ele aldığı neslin devamlılığı için gerekli olan birleşme, ideal eş sıfatındadır. Sibel Fransa’da eğitim almış, ailesi cemiyet hayatından, Kemal’in yaşantısına ayak uydurabilecek biridir. Kemal, Sibel’in ona duyduğu şefkat ve merhamet duygusundan ötürü onu bırakamamaktadır. Füsun ise Kemal için başlarda arzu nesnesidir. Kemal, karşısındaki bu arzu nesnesine karşı bir bağımlılık geliştirir ve Füsun’un yokluğunda bir bağımlı gibi adeta yoksunluk krizi geçirir.

Roland Barthes’ın Bir Aşk Söyleminden Parçalar kitabı çerçevesinde Kemal’in aşk söylemlerine bakacak olursak; romanın anlatı biçimini oluşturan, Kemal’in hikâyesini bir başkasına (Orhan Pamuk) yazdırması dram betisini karşılar. Roland Barthes, betiyi ele alırken şu cümleyi kurar: Aşık özne kendi aşk romanını yazamaz. Kemal, her ne kadar anlatıcı olsa da bir yazar aracılığıyla kendi aşk hikâyesini bize sunar. Romanda anlatıcı ve yazar aynı kimliğe bürünür. Kemal, kendi kutsal tarihini başkasına söyletir; bu yaşanmış olayın anlatısı, kendi başına bir aşk söylemidir. Pamuk, burada anlatı düzleminin ötekisi olur; betinin devamındaki ancak öteki yazabilirdi romanımı, söylemi, Pamuk’un romanda öteki olarak aldığı sıfatın durduğu yeri sağlamlaştırır.

Romana adını veren ve asıl yazılış amacı olan Masumiyet Müzesi’nin kurulması ise nesneler betisinde karşılık bulur. Barthes, betiyi; sevilen varlığın bedeninin dokunduğu her şey bu bedenin bir parçası olur ve özne bunlara tutkuyla bağlanır, şeklinde açıklar. Kemal’in Merhamet Apartmanı’ndaki dairede Füsun’un dokunduğu her nesneye karşı dokunsal bir bağımlılık geliştirmesi ve sonrasında kuracağı müze için bu nesneleri biriktirmesi, tam olarak bu betiyi karşılar. Kemal’in Füsun’un yokluğunda bu nesnelerle temas ederek kendini tatmin etmesi, fetiş gibi dursa da aşık özne için bu nesnelere temas dışında aşk dünyasında başka hiçbir şey yoktur. Acısını ve Füsun’a karşı olan tutkusunu bu nesneler aracılığı ile giderir; kendine bir avunma biçimi sunar. Öte yandan bu süreçte nişanlısı Sibel’e karşı hiçbir istek duymaması yine aynı betideki; “sevgili beden” dışında, her türlü cinsellik karşısında ölmüşümdür, söylemi ile örtüşür. Kemal, arzu nesnesi Füsun dışında hiçbir şeye arzu duymamaktadır.

Kemal’in Füsun’un yokluğu sırasında söylediği ve yaptığı pek çok şey birden fazla beti ile karşılanır. Batmak betisi, aşık öznenin umutsuzluk sonucunda kapıldığı yok oluş esintisidir. Füsun’un yokluğuna karşı duyduğu üzüntünün fiziksel bir ağrıya dönüşmesini Kemal pek çok farklı şekilde dile getirir. Örneğin; “Her güne ertesi günün daha iyi olacağını, onu birazcık olsun unutmuş olacağımı umarak başlıyor, ama ertesi gün karnımdaki ağrının hiç değişmediğini, acının sürekli olarak yanan kuvvetli bir kara lamba gibi içimi karartmaya devam ettiğini hissedebiliyordum.” Sibel ile “hastalık” adını koydukları bu yok oluş esintisi, Kemal’in Füsun’a duyduğu arzunun yoksunluğuna karşı gösterdiği bir tepkimedir. Kemal, bu hastalıktan kurtulamaz, kurtulmak da istemez. Aşık öznenin çöküşü, bedeninde bir ölüm esintisi yaratır, ancak aşık özne ölmez, kendini bu acıya bırakır ve başka bir şeye dönüşür.

Sevilen nesnenin yokluğu karşısında aşık özne bırakılmışlığı deneyimler. Yokluk betisinde aşık öznenin bu yokluk ile beraber işlevsizliği ele alınır. Ayrılık artık etken bir uğraşı olur; öznenin bir şey yapmasını engeller ve özneyi çok işlevli bir düşlem yaratımına sürükler. Füsun’un yokluğunda da Kemal, günlük yaşamı dahil birçok işlevini yerine getiremez. Romanın Onu Düşünmediğim Dakika Artık Hiç Yoktu bölümünde Kemal, Füsun’dan başka bir şey düşünemez hale gelmiştir; tüm gününü Füsun’a dair hatıralarda teselli arayarak, Füsun’u bulma hayali ile geçirmeye başlar.

Atopos betisi, romanda öne çıkan pek çok söylemi karşılar. Beti, Aşık özne sevilen varlığı “atopos” yani sınıflandırılamaz olarak, hep beklenmedik bir özgüllük olarak tanımlar, ifadesiyle açıklanır. Füsun da Kemal için sınıflandırılamazdır; çünkü Füsun, Kemal’in arzusunun özgüllüğünü karşılar. O, Kemal’in bildiği kimseye benzemez, biriciktir. Ancak Füsun’un cemiyet çevresinde bu kadar tanınıp da arzusunu yalnızca Kemal’e sunmuş olması ve ilk defa onunla “sonuna kadar gitmiş olması” erkek hegemonyasında diğerlerine karşı Kemal’in kendisini üstün hissetmesine neden olmuştur. Zaman ilerledikçe bu üstünlükle gelen arzunun özgüllüğü kendini var eden nedeni bırakmış; Füsun’un yokluğu onu, aşık öznenin arzu nesnesinden sevilen nesnesine dönüştürmüştür.

Bekleyiş betisinde sevilen varlığı beklemenin yarattığı kaygı söz konusudur. Aşık özne, sevilen nesneden bir dönüşe, pek çok anlamsız göstergeye tutunur. Beklerken kaygılanmaya karar verir; kendince bir tiyatro kurar, anlamlı ya da anlamsız birçok işaret yaratır. Kemal, “Caddeden geçen ilk kırmızı araba soldan gelirse Füsun’dan bir haber alacağım…/ Vapurdan iskeleye atlayan ilk ben olursam, Füsun’u göreceğim,/ Üst geçitteki merdivenin basamakları tek sayıysa, Füsun’u yakında göreceğim.” gibi söylemlere Füsun’u beklerken anlamsız bir işaretler oyunu yaratır ve bekleyişin verdiği kaygı karşısında kendini oyalar. Bekleyiş, bir zamandan sonra sanrılaşır, artık aşık öznenin düşsel yaratımındadır: Gelmezse sanrısallaştırırım onu. Kemal sokaklarda Füsun’un hayaletini görmeye başlar. Umut etmenin ve beklemenin getirdiği kaygı sonucunda gelişen bu hayaletler, Kemal’in Füsun’u bulma konusundaki inancını diri tutar, Füsun’u beklemeye devam eder. Aşığın kaçınılmaz kimliği budur: ben bekleyenim.

Son söylem olarak romanın giriş cümlesi olan “Hayatımın en mutlu anıymış bilmiyordum.” söylemini; Sevilen bedenin aşık öznede yarattığı her türlü düşünce, coşku, ilgi, ile açıklanan beden betisi çerçevesinde ele alacağım. Kemal’in “en mutlu anı olarak” okura sunduğu an, sevilen nesnenin bedeni ve bu bedenle bütünleşmenin verdiği coşkuyla çevrilidir. Tam da bu anda Füsun’un bedeni, Kemal için arzu sapkınlığından çıkıp imgeye dönüşür. Füsun’un bedeni ile ilgili her şey, hatta teninin değdiği herhangi bir nesne Kemal’in içinde karşı konulamaz bir coşku yaratır. Kemal’in yok oluş esintisindeki en büyük neden Füsun’un bedenine karşı duyduğu yokluktur. Onun yerini, ona dair nesneler ile doldurmaya ve onun bedenine karşı duyduğu coşkuyu bu şekilde sürdürmeye çalışır.

Sonuç olarak; Kemal Basmacı’nın aşkı, bir nesneler ve anılar fetişine dönüşmeden önce yok oluş esintisine dönüşmüş ve bu yok oluş, öznenin kendisini de dönüştürmüştür. O artık Füsun’un aşık öznesidir, aşkı onunla deneyimler; tüm imkansızlıklara rağmen bu aşkı sürdürür. Kemal Basmacı, saf ve masum bir aşık değil ama sadık ve aciz bir aşıktır.

 

KAYNAKÇA

  1. PAMUK, Orhan (2021). Masumiyet Müzesi, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  2. BARTHES, Roland (2005). Bir Aşk Söyleminden Parçalar, İstanbul: Metis Yayınları.
  3. SCHOPENHAUER, Arthur (2019). Aşkın Metafiziği, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

 

En Yeniler

Utku Yeşilöz’ün Yeni Şiir Kitabı Cedel Yayımlandı

Türkiye çağdaş şiir sahnesi, Lando Yayınları tarafından yayımlanan yeni...

Gökhan Yılmaz ile “Tüm Müdahalelere Rağmen” ve Yazmak Üzerine

İstanbul doğumlu Gökhan Yılmaz, MSGSÜ Türk Dili ve Edebiyatı...

Nutk – Serdar Solkun

münir’e, özceylan’a, medo’ya, duvarlara! milyon yıl önce taşın taşa vurma...

Ahmet Ali Arslan ile Son Albümü Manastır Üzerine Söyleşi – Vol:1

Ahmet Ali Arslan, Türkiye alternatif müzik sahnesinde türler ve...

Hüseyin Peker’in Yeni Şiir Kitabı “Yakanıza Gül” Yayımlandı

“Ben sağır oldum, yeter mi? Duymadım yakanıza gül taktığınız günleri…” Hüseyin...

Kay Dick’in Dsitopik Evreni Onlar’ı Bugünden Okumak

Kay Dick’in 1977’de yayımlanan romanı Onlar (They) ile ilk...

Benzer İçerikler

Kay Dick’in Dsitopik Evreni Onlar’ı Bugünden Okumak

Kay Dick’in 1977’de yayımlanan romanı Onlar (They) ile ilk karşılaştığımda, beni sarsan şey açık bir distopya anlatısı değil, daha çok tarif etmekte zorlandığım bir...

İkilikler Arasında Bir Şiir Evreni: Erkut Tokman’la Solucanlar ve Rapunzel

Söyleşi: Azimet Avcu 1. Kitaba ismini veren ve tezat oluşturan “Solucanlar” ile “Rapunzel” imgeleri, sence metnin kurgusal ve felsefi yapısında nasıl bir denge kuruyor? Bir...

Hakikatin Konforu Bozulurken: Temelsizliğin Yüceltilmesi

Lev Şestov’un Temelsizliğin Yüceltilmesi’ni okurken insanın elindeki kitabın türü sürekli yer değiştiriyor. Bir felsefe metni gibi başlıyor, sonra bir ahlâk eleştirisine dönüyor, bir yerden...