Kay Dick’in Dsitopik Evreni Onlar’ı Bugünden Okumak


Kay Dick’in 1977’de yayımlanan romanı Onlar (They) ile ilk karşılaştığımda, beni sarsan şey açık bir distopya anlatısı değil, daha çok tarif etmekte zorlandığım bir huzursuzluk duygusu oldu. Roman boyunca büyük olaylar yaşanmıyor, dramatik kırılmalar yok; ama buna rağmen sayfalar ilerledikçe içimde büyüyen bir tedirginlik hissi var. Onlar’ı okurken, bir şeylerin eksildiğini fark ediyorum — fakat tam olarak neyin eksildiğini her zaman adlandıramıyorum. Sanırım Kay Dick’in romanla kurduğu asıl etki alanı tam da burada başlıyor.

Romanın anlatıcısı isimsiz ve bu isimsizlik, okur olarak benim metne yaklaşma biçimimi doğrudan etkiliyor. Anlatıcıyı bir karakterden çok bir tanık gibi algılıyorum. Olan biteni açıklamaya çalışmıyor, yorumlamıyor, büyük tepkiler vermiyor. Sadece gözlemliyor. İlk başta bu mesafe beni rahatsız ediyor; çünkü bir distopyada alışık olduğum öfkeyi, direnişi ya da en azından açık bir korkuyu göremiyorum. Ancak ilerledikçe fark ediyorum ki Onlar’ın dünyasında baskı zaten tam da böyle işliyor: bağırmadan, acele etmeden, insanları tepki vermeye zorlamadan. Roman boyunca “Onlar” olarak adlandırılan belirsiz bir güç var. Kim olduklarını bilmiyorum, nasıl örgütlendiklerini bilmiyorum, hatta gerçekten tek bir merkezden mi yönetildiklerini bile bilmiyorum. Ama etkilerini hissediyorum. Kitaplar ortadan kayboluyor, müzik susuyor, sanat hayatı yavaş yavaş yok oluyor. Bu yok oluşun ani olmaması, romanı benim için daha da rahatsız edici kılıyor. Çünkü bu, tanıdık bir süreç. Bir şeylerin yasaklanmasından çok, değersizleştirilmesi, desteklenmemesi, sessizce geri çekilmesi söz konusu.

Onlar’ı okurken sık sık kendime şu soruyu soruyorum: Ben bu dünyada yaşasaydım, ne zaman fark ederdim? Hangi noktada “artık bir şeyler yanlış” derdim? Roman, bu soruya net bir cevap vermiyor. Çünkü Kay Dick’in kurduğu dünyada eşik anları yok. Her şey o kadar yavaş ilerliyor ki, kaybın farkına varmak bile zaman alıyor. Bu durum, romanın politik gücünü de artırıyor. Onlar, baskının her zaman sert ve görünür olmak zorunda olmadığını; bazen alışkanlıklar ve sessizlik yoluyla çok daha etkili biçimde işleyebileceğini gösteriyor. Anlatıcının sakinliği, zaman zaman beni sabırsızlandırıyor. Okur olarak daha fazla öfke, daha açık bir itiraz beklediğimi fark ediyorum. Ama sonra şunu düşünüyorum: Belki de bu sakinlik, romanın en dürüst tarafı. Çünkü sürekli baskı altında yaşayan birinin her an isyan etmesi mümkün değil. Onlar’da korku, panik hâlinde değil; daha çok içe çekilmiş, bastırılmış bir hâl olarak var. Bu da romanı melodramdan uzak tutuyor.

Kay Dick’in dili son derece sade. Bu sadelik, metnin duygusal etkisini azaltmıyor; tam tersine, artırıyor. Gösterişli betimlemeler ya da çarpıcı metaforlar yerine, boşluklar ve tekrarlar var. Okurken sık sık bir eksiklik hissiyle baş başa kalıyorum. Sanki metin, bilinçli olarak bazı şeyleri söylemekten kaçınıyor. Ama bu kaçınma, romanın zayıflığı değil; aksine, temel anlatı stratejisi. Onlar’ı bugünün dünyasından okumamak neredeyse imkânsız. Sansürün artık çoğu zaman açık yasaklar şeklinde değil; görünmez mekanizmalarla işlediği bir çağda yaşıyoruz. Kültürün ve sanatın susturulması, her zaman doğrudan müdahalelerle gerçekleşmiyor. Bazen sadece destek çekiliyor, alan daraltılıyor, görünürlük ortadan kaldırılıyor. Roman boyunca hissettiğim rahatsızlığın önemli bir kısmı, bu tanıdıklık hissinden kaynaklanıyor.

Anlatıcının yalnızlığı, romanın beni en çok etkileyen yönlerinden biri. Çevresindeki insanlar ya uyum sağlıyor ya sessizleşiyor ya da tamamen ortadan kayboluyor. Bu yalnızlık, fiziksel bir yalnızlıktan çok zihinsel bir kopuşu anlatıyor. Bir noktadan sonra anlatıcının yalnızlığı bana da bulaşıyor. Metni okurken, kendimi giderek daralan bir dünyada hissediyorum. Sanki roman, yalnızca anlatıcının değil, okurun da hareket alanını kısıtlıyor.

Kay Dick’in kendi hayatını düşündüğümde, Onlar’ın kişisel bir tarafı olduğunu da hissediyorum. Uzun süre görmezden gelinmiş, edebiyat dünyasının kenarında kalmış bir yazarın, böylesine sessiz bir dışlanma anlatısı yazması bana tesadüf gibi gelmiyor. Roman, yalnızca hayali bir toplumun değil, gerçek dünyadaki kültürel yok saymanın da izlerini taşıyor. Bu yüzden Onlar, bana göre yalnızca bir distopya değil; aynı zamanda bir tanıklık metni. Roman sona erdiğinde, bir rahatlama hissetmiyorum. Aksine, sorular zihnimde kalıyor. “Onlar” kimdi? Gerçekten tek bir “Onlar” var mıydı, yoksa bu adlandırma, dağınık bir baskı biçimini mi gizliyordu? Kay Dick bu soruları yanıtsız bırakıyor ve bu yanıtsızlık, romanın etkisini metnin dışına taşıyor. Kitap bittikten sonra da Onlar’ı düşünmeye devam ediyorum.

Benim için Onlar, yüksek sesli bir uyarı değil. Daha çok kulağa eğilip fısıldayan, rahatsız edici bir hatırlatma. Kültürün, düşüncenin ve sanatın nasıl sessizce yok olabileceğini anlatıyor. Belki de bu yüzden romanı bitirdiğimde hissettiğim şey korkudan çok tetikte olma hâli. Onlar, bana net cevaplar sunmuyor; ama bakışımı keskinleştiriyor. Ve sanırım tam da bu yüzden, bugün hâlâ bu kadar güçlü.

En Yeniler

Marie Howe – Testere

Bir testere her zaman bir yerden çıkar, matkabın sızlayan sesi,...

Osman Erkan’ın Son Kitabı “Şeylere Bulaşalım” A7 Kitap Tarafından Yayımlandı

A7 Kitap tarafından yayımlanan Şeylere Bulaşım, çağdaş Türk şiirinin...

Ölüm Kere Dirim – Betül Aydın

nüksetti kıvrım sağolsun dip sallatısı yüze yurduk çoğu çoluğu muz...

Banliyö Şiir Geceleri 15. Kez Şiirin Etrafında Buluştu

Banliyö Şiir Gecelerinin son etkinliği, İstanbul’un tarihsel belleğini canlı...

Annelik Üzerine Bir Çöküş: “Geber Aşkım” Romanının Sinema Uyarlaması

Arjantinli yazar Ariana Harwicz’in 2012 yılında yayımlanan Geber Aşkım...

Katakompleks – Onur Dönmez

turna vurulur. tuncanın atları kurur. bindallılar kırılır, ormandan kente konur. pencereler...

Benzer İçerikler

Kısa Yazabilmek: Arife Kalender Şiiri Üzerine – Gazi Giray Günaydın

Arife Kalender şiiri üzerine bile isteye yazmak istiyorum. Çünki kendisinden öğreneceğim çok şey var. En çok da Tenden Gömlek’de bulunan şiirler üzerinden konuşmak isterim. Arife...

Yontu, Yara, Yalınlık: Arife Kalender’in Tenden Gömlek’i

Uzayan yalnızlıkları tıkırdayarak gölgeleyen adımlarım nerede? “yoldan korkar mı yolcu?” Bilmiyorum. Hissimin ayazı kayalıklarıma vuruyor, “özde çekirdek, tözde sevda”, başım bulutlu, göğsümde şanlı bir...

Behçet Aysan Şiirinde Hikaye Ekseni: Narrative Şiir

İnceleme: Cüneyd Ensari Narrative (anlatısal) şiir, temelde "şiiri hikâyeleştirme sanatı" olarak tanımlanabilir. Lirizmin duygusuyla, epik anlatımın olay örgüsünü aynı potada eritir. Nesire kaymadan şiirin olağan...