Ahır – Elgün Ağayev

Zannediyordu ki bu gün olmasa, bunu bir daha hiçbir zaman başaramayacak. Zannın doğurduğu hışımla yatağından kalktı. Gece yarısıydı. Karısı ve çocukları uyumuştu. Parmaklarının ucunda sakince odadan çıktı. Evin penceresinden dışarı, ahıra doğru baktı. Karanlıktı ama kapının hemen yanındaki lambanın ışığıyla ahıra giden yolu bulmak zor olmazdı. Aşağı inip ahıra doğru menzil aldı ama birdenbire lambanın ışığı söndü. Yerinde donakaldı. Korku, en derin köşelerini sorgularken, bunun neden tam da şimdi oluverdiğine dair kendisinde bir cevap bulamıyordu. Tedirgin bir şekilde geriye dönüp evine doğru adımlamaya başladı. Sessizce odaya geçti, yatağına uzandı, gözlerini kapattı.

Uykudan uyandığında sabahtan bir hayli geçmişti. Elini yüzünü yıkadığı zamana eşinin sitemleri eşlik ediyordu. Birbirine benzettiği bu kelime yığının arasından kulağına gazyağı sözü ilişti. Hay Allah! Lamba gece bundan dolayı sönmüştü, nasıl da aklına gelmemişti. Kahvaltı bile yapmadan çarşıya yüz tuttu. Varır varmaz telaşla bir şişe gazyağı alıp eve döndü. Avluya ayak bastığı gibi ahıra yaklaşarak büyük bir ciddiyetle lambayı gazyağıyla doldurdu, bir an eli kaydı, az buz duvara dağıldı. İşini bitirince şişeyi lambanın altına koyup içeri geçti. Merdivenle ahırın damına çıktı. Orada ot bağlamaları, tahtanın üzerinde dizilmişti. Birkaç yıl bundan önce dama ot topladığı zaman tahtaların birini kendini asmak için kullanabileceğini fark etmişti. Sık sık buraya gelir, gözüne kestirdiği tahtadan urganı asıp hayretle izlerdi. Bir gün mutlaka o iplerin arasında son soluğunu verecekti, bunu yapacaktı ama ne zaman olacağı kendisine bile meçhuldü. Belki dün gece, belki bu gece, belki gelecekte herhangi gecelerin birinde ya da bu, çoktan olmalıydı; bunu da bilmiyordu. Lakin gel gör ki kendini asmak için her şey hazırdı.

Yine gecenin bir yarısında uykudan uyanıp ahıra doğru bakıyordu. Lambanın ışığı pırıl pırıl yanmaktaydı. Bu, yaşama değil, ölüme sesleyen ışıktı. Hava dün geceki gibi kara örtüsüne bürünmemişti. Etrafa dikkatlice göz gezdirdikten sonra kendi kendine mırıldandı: “Hayır, bu gün de ölmek için uygun değil.” Sakince odaya geçti, yatağına yattı, gözlerini kapattı ve uyudu.

Sehere çığlıkla uyandı. Komşular kova kova su taşıyor, karısı yere yığılmış başına başına vuruyordu. Koşarak avluya indi. Ahır, ateşler içinde kalmıştı. Bir süre çabaladıktan sonra inekler sağ salim kurtarılmıştı ama ahıra çok zarar değmişti. Güç bela yardımla yangını söndürmüşlerdi. Gözü ahırın damına ilişti. Kara kara, kendini asmak için ipini astığı tahtayı düşünüyordu; kül olmuştu. Derin bir umutsuzluğa kaptırdı kendini, hiç iyi hissetmiyordu. Kara duman gözlerini değil, şakaklarını yakıyordu. Son umut yeri ahır artık yoktu, artık hiçbir şekilde arzusunu tadamayacaktı. Damağındaki tek rayiha, daha kendini öldüremeyecek oluşundan duyduğu azaptı.

Gün boyu geceye kadar bir kimseyle kelime kesmedi. Ne kahvaltı, ne öğlen, ne akşam yemeği; bir ekmek lokması bile olsun boğazından geçirmedi. Karısı olaydan ne denli etkilendiğini görüp onunla sert davranmaya gayret bile göstermedi. Geceydi. Evde herkes uyumuştu. Onun gözüne uyku girmiyordu. Gelip pencereden avluya doğru bakmaya başladı. İnekleri buraya bağlamışlardı. Hava her zamankinden aydınlıktı, ayın ışığı ahırın yanan yüzüne yansıyordu. Kendi kendine, “Neden o gece yapmadım? Neden dün gitmedim o ahıra? Bir gecelik daha, hatta hiç fırsatım olmayacak,” diye düşündü. Perişan halde odaya geçti, gözlerini kapattı.

 

En Yeniler

AYM, Yavuz Ekinci’nin “Rüyası Bölünenler” Romanı İçin İhlal Kararı Verdi

Anayasa Mahkemesi, Yavuz Ekinci’nin “Rüyası Bölünenler” romanı hakkında verilen...

Sinan Özdemir’in Yeni Kitabı “Köpek Şapkalı Adam” 160. Kilometre Tarafından Yayımlandı

Sinan Özdemir’in yeni kitabı Köpek Şapkalı Adam - Novella...

Nevin Teyze’nin Ortanca Kızından Bilin – Serdar Yaşa

Eyüplü Kuru Vedat’a…   (Suç normal değildir ve normalleştirilemez. Ama gerçektir...

Ocean Vuong’la “Zaman Bir Anne” Üzerine

Bu yazı, Ocean Vuong’un 2022 yılında yayımlanan Zaman Bir...

Bedenin Sınırında: Eric Rohmer’in Claire’in Dizi Filminde Arzu ve Dokunulmazlık

Eric Rohmer'in 1970 tarihli filmi Le Genou de Claire...

Kiraz Ağacının Gölgesindeki Yas – Ceren Yakıcı

Haftalar sonra ilk kez adımladım bu sokakları... Gökyüzü, üzerimize...

Benzer İçerikler

Nalan’ın Boşluklarını Doldurmak – İnanç Avadit

Hava çok sıcak. Bir on gün daha sürecek diyorlar. İnsanlarla birlikte vapurdan indim, kimisi tanıdık, kimini ilk kez görüyorum. İnsanlar arasında bir insan olmak...

Son Söz – Zafer Yalçınpınar

yavaş yavaş hatırlayamayacağız ________tarihin büyük döngüsünü ve son bir kez -belki de ilk kez- dünya yenileyemeyecek kendini özünün son sözünü söylemeyerek ____tek bir âna dönüştürecek zaman _______toprağın çürümesini başlayacak sonrasız veya ufuksuz sessizliğinde ______geleceğin ____________ölümü çünkü akıl...

Bir Çürüğün Savunması – Kadir Erdem

Onlarca gırtlağın başdüşmanı azı dişlerimi Şimdi satılığa çıkartıyorum. Buna nasıl ve ne kadar sevinmeliyim? İçimde birbirinden farklı binbir delik Artık ben de Gönül rahatlığıyla üşütebiliyorum. Dişlerim hele bir zangırdasın karartılar etlerle...