9. Çevrimdışı Şiir Festivali “Savaşta Ne Yaptın, Baba?” Temasıyla 5-7 Kasım’da

IX. İstanbul Çevrimdışı Uluslararası Şiir Festivali, 5–7 Kasım 2026 tarihleri arasında “Savaşta Ne Yaptın, Baba?” temasıyla düzenleniyor. Farklı coğrafyalardan şairleri İstanbul’da buluşturacak festival, savaşın insan hayatı, dil, edebiyat ve şiir üzerindeki etkilerini tartışmaya açıyor.

Küba, Bolivya, Meksika, Honduras, Ukrayna ve Almanya başta olmak üzere farklı ülkelerden şairlerin katılımıyla gerçekleşecek festival, üç gün boyunca şiir okumalarına, söyleşilere ve çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapacak. Festivalin onur konuğu Gökçenur Ç. olacak.

Festivalin bu yılki teması, savaşın yalnızca cephelerde yaşanan bir yıkım olmadığını, aynı zamanda dilin, hafızanın ve insanın geleceğe ilişkin tahayyülünün de savaşın etkisi altında kaldığını hatırlatıyor. 1915 yılında İngiltere’de yayımlanan ve genç erkekleri savaşa katılmaya çağıran “Baba, Büyük Savaş’ta ne yaptın?” afişinden hareket eden festival, yıllar içinde değişen bu sorunun bugün şairlere ve yetişkinlere yönelttiği sorumluluğu gündeme getiriyor.

Festivalin düşünsel çerçevesini oluşturan ve Gökçenur Ç. tarafından kaleme alınan metin, Nâzım Hikmet, Pablo Neruda, Yannis Ritsos ve Mahmud Derviş gibi şairlerin eserlerinden hareketle şiirin savaş karşısındaki konumunu ele alıyor. Marinetti ve Ezra Pound örnekleri üzerinden şairin politik sorumluluğunu da sorgulayan metin, savaşın dil aracılığıyla nasıl meşrulaştırıldığını ve şiirin bu dile karşı nasıl bir direnme alanı oluşturabileceğini tartışıyor.

FESTİVAL PROGRAMI

5 Kasım 2026, Perşembe

Yeditepe Üniversitesi

  • 11.00 – Versopolis Şiir Buluşması
  • 17.00 – Yuvarlak Masa Toplantısı

6 Kasım 2026, Cuma

Yaykoop Kadıköy

  • 19.00 – Şiir Okuması

7 Kasım 2026, Cumartesi

Metrohan

  • 16.00 – Onur Konuğu Gökçenur Ç. Özel Etkinliği
  • 17.00 – Kokteyl
  • 18.00 – Şiir Okuması

Gala Galeri

  • 20.00 – Savaşta Ne Yaptın, Baba? Sergi Açılışı

FESTİVAL KATILIMCILARI

IX. İstanbul Çevrimdışı Uluslararası Şiir Festivali’ne katılacak şairler:

  • Marko Pogačar (Hırvatistan)
  • Gabriel Chávez Casasola (Bolivya)
  • Lyudmyla Diachenko (Ukrayna)
  • Jaki Kabe (Gürcistan)
  • Dilek Mayatürk (Almanya / Türkiye)
  • Dinçer Güçyeter (Almanya)
  • Víctor Rodríguez Núñez (Küba)
  • Rolando Kattán (Honduras)
  • Maria Baranda (Meksika)
  • C. Hakki Zariç
  • Ercan Yılmaz
  • Elçin Sevgi Suçin
  • İlke Kıratlı
  • Metin Kaygalak
  • Yusuf Uğur Uğurel
  • Zeynep Arkan

Onur Konuğu: Gökçenur Ç.

Ressam: Alper Yahya


SAVAŞTA NE YAPTIN, BABA?

2026 — IX. İstanbul Çevrimdışı Uluslararası Şiir Festivali

Bir şair düşünün. Hayal etmekte zorlanırsanız, bakın, burada birkaç tane var. Ama bu şair, bir siperin dibinde yatıyor. Ağzında toprak ve kendi kanının tadı. Onu oraya getiren olaylar dizisini hatırlamaya çalışıyor. Evinden çıktığı sabahı, yarım bıraktığı kahvaltısını, istasyondaki kalabalığı, üniformasını ilk giydiğinde aynada gördüğü adamı. Sonra bir şiir geliyor aklına. Ölümü güzel gösteren, gençliğine seslenen, ona tarihin bir parçası olacağını söyleyen, askerlik bürosuna gidip kendini kaydettirmeden önce radyoda dinlediği tumturaklı bir şiir. Şimdi şiire lanet ediyor. Kendi yazdığı bir şiir de olabilirdi bu.

1915 yılında İngiltere’de bir afiş yayımlandı. Bir adam koltuğunda oturuyor, küçük oğlu yerde oyuncak askerlerle oynuyor, dizindeki kızı elindeki kitaptan başını kaldırıp soruyor: “Baba, Büyük Savaş’ta ne yaptın?” Savaş henüz sürüyordu. Afişin amacı, genç erkekleri geleceğe götürmek; çocuklarının karşısında cevap veremeyecekleri bir soruyla bugünden utandırmaktı. Askere git. Savaşa katıl. Yoksa bir gün çocuğunun gözlerine bakamazsın.

Sorunun içindeki savaş değişti. Soruyu soran çocuklar büyüdü. Yeni çocuklar doğdu. Zafer sözcüğünün altından mezarlıklar, kahramanlık sözcüğünün altından parçalanmış bedenler çıktı. 1977’de aynı aileyi gösteren bir afişte çocukların bedenleri radyasyonun izlerini taşıyordu. Bu kez soru şuydu: “Baba, nükleer savaşta ne yaptın?” Bir zamanlar savaşa katılmayanı utandıran cümle, savaşa izin veren yetişkinlerin karşısına dikilmişti.

Sözcükler yerlerinde duruyordu. İnsanların o sözcüklere bakışı değişmişti.

Biz savaşlar çağının geçtiğini düşünmüştük. En azından bazılarımız. Savaşın başka coğrafyalarda sürmesini kendi barışımızın devamı sayabilecek kadar korunmuş olanlarımız. Avrupa’nın ortasında yeniden siperler kazılırken, Gazze’de evlerle birlikte evlere dönme ihtimali de yıkılırken, Sudan’da insanların ölümü dünyanın ilgisini çekmezken bu yanılgının bedelini başkalarının ödediğini gördük. Savaş geri gelmişti; onu hiç terk etmediği yerlerden izleyenler için bu cümle de tuhaftı.

Geçmişte kaldığını sandığımız yalnız savaş değildi. Fetih arzusu, ırkların üstünlüğü, halkların tek bir sözcüğün içine sığdırılıp topluca suçlanması, sınırların ötesindeki hayatların daha az değerli sayılması da yeniden yüksek sesle üstelik hiç utanmadan dile getirilmeye başladı. Teknoloji ilerledikçe öldürmenin mesafesi uzadı. Bir insanın yüzünü görmeden, sesini duymadan ölümüne karar vermek kolaylaştı. Ekranlarda hedefler belirdi. Hedeflerin evlerinde sabah kahvaltısı yarım kaldı.

Şiir bütün bunların neresindeydi?

Nâzım Hikmet “büyümez ölü çocuklar” der. Büyümez, yetişkinlerin kararlarının hesabını soracağı bir geleceğe ulaşamaz. “Baba, savaşta ne yaptın?” diye sorabilmesi için önce hayatta kalması gerekir. Nâzım savaşın yok ettiği o geleceğe bir ses verir. Nazım sayesinde soruyu yalnız kendi çocuklarımızdan duymayız. Öldürülen çocuklar da sorar.

Neruda’nın Bazı Şeyleri Açıklıyorum şiirinde ise savaş, şiirden hesap sorar, der. Çiçeklere, düşlere, doğanın güzelliğine ayrılmış dil, İspanya’daki yıkımla karşılaşır. Şair neden artık eskisi gibi yazamayacağını anlatır. Gördükleri, sözcüklerinin düzenini değiştirmiştir. Şiir, kendi alışkanlıklarının güvenliğinde kalamaz.

Ritsos’un şiirlerinde işgalin, baskının, sürgünün karşısında insanın onuru ve gündelik hayatın inatçı varlığı durur. Bir ev, bir taş, bir masa, insanların birbirlerine bıraktığı küçük izler. Tarihin büyük sözcüklerinin altında ezilen hayatlar yeniden ağırlık kazanır. Direnişin içinde, uğruna direnilen hayatı unutmamak gerekir.

Mahmud Derviş’in şiiri de bize bunu hatırlatır. Evin, toprağın, dilin kaybını anlatırken insanı yalnız yarasından ibaret bırakmaz. İnsanları sever, bekler, sıkılır, hatırlar, gelecek kurar. Şiirde bir halkın yaşama hakkı, hayatın bütün ayrıntılarıyla birlikte var olur. Savaşın insanı yalnız bir mağdura, bir düşmana ya da bir sayıya indirgediği yerde şiir onun çoğulluğunu geri çağırır.

Ama şair olmak da insanı iyi ya da haklı kılmaz. Büyük şiirler yazmış olmak da.

1909’da şair Marinetti, Fütürist Manifesto’da savaşı “dünyanın tek temizliği” diye yüceltiyordu. Yeniyi isteyen bir dil, insanları ortadan kaldırmayı da yenilenmenin bir yolu sayabiliyordu. Birkaç yıl sonra genç erkekler, kahramanlık şiirlerinin kendileri için hazırladığı geleceğe doğru yola çıktılar. O gelecekten dönebilenler arasında Wilfred Owen da vardı. Bir gaz saldırısında can çekişen askeri anlattığı şiirinde ve vatan için ölmenin tatlı ve onurlu olduğunu söyleyen sözleri artık “eski yalan” diye nitelendiriyordu. Dilin cephe gerisinde güzelleştirdiği ölüm, cephede bütün çıplaklığıyla karşısına dikişmişti.

Ezra Pound, savaşın nedenlerini para düzeninde, bankalarda, tefecilikte aradı. Fakat ekonomik sömürüye yönelttiği öfkeyi ırkçı suçlamalarla birleştirdi ve Mussolini’yi destekledi. Savaşı açıklamak için kurduğu dünya, zulmün gerekçelerini çoğaltan bir dünyaya dönüştü. Bu yüzden savaşın nedenlerini sorgularken kullandığımız dil de sorgulanmalı. Bir halkı suçlayarak başka bir halkın özgürlüğünü savunamayız. Kendi itirazımızın içine ektikleri tahakkümü duymak zorundayız.

Bu yıl İstanbul’da Küba’dan, Bolivya’dan, Meksika’dan, Honduras’tan gelen şairlerle; Filistin’den ve Ukrayna’dan gelen şairler aynı buluşmanın içinde yer alıyor. Bu ülkelerin tarihleri ve bugünleri birbirinden farklı. Onları tek bir acı anlatısında birleştirmek, şiirlerini yalnız geldikleri yerin tanıklığı olarak dinlemek de seslerini daraltır. Burada her şairin kendi dilini, kendi dünyasını, kendi sorularını duyacağız. Savaşın içinden gelen şairin aşktan söz etme hakkını da. Çünkü savaş, insanların hayatını kuşatırken hayal güçlerinin de tamamını ele geçirmek ister.

Çevrimdışı İstanbul Uluslararası Şiir Festivali’nde bugüne kadar ….. ülke ve dilden …. şairi ağırladık. Birbirimizin şiirlerini çevirmek, seslerini dinlemek, aynı masada oturmak bu yüzden politik bir eylemdir. Biz devletlerin düşman dediği insanlara kendi dilimizde yer açmayı seçiyoruz. Birbirimizi tanıdıkça bize öğretilen düşmanlığın cümleleri eksilmeye başladığına inanıyoruz. Coğrafyalar arasındaki uzaklığı dostluğa dönüştürmeye, birlikte yaşamanın güzelliğini herkese göstermeye çalışıyoruz.

Şiirin bir bombayı havada durdurabileceğini söyleyemeyiz. Ama bombanın düşeceği yerde yaşayanları dilin içinde yok eden hazırlığa karşı çıkabiliriz. Çünkü insanları önce sözcüklerle birbirinden uzaklaştırırlar. Bir komşuyu tehdide, bir çocuğu gelecekteki düşmana, bir ölümü zorunlu kayba dönüştürürler. Öldürmenin kabul edilebilir olması için dilde uzun bir çalışma yapılır. Şair o çalışmayı duyabilir. Kendi sözcüklerinin de ona katılmasını engelleyebilir. İçleri boşaltılmaya çalışılan sözcükleri her defasında yeniden doldurabilir.

Öyleyse “Savaşta ne yaptın, baba?” sorusu artık şaire de sorulmalıdır. İnsanların öldürülmesini önlemek için ne yaptın? Hangi sözcüğün arkasına saklandın? Hangi ölümü açıklanabilir buldun? Hangi çocuğun adını öğrendin, hangisini bir sayı olarak bıraktın?

Üstelik artık bu soruyu geleceğe bırakamayız. Henüz doğmamış bir çocuğun bizi bağışlamasını bekleyecek zamanımız yok. Yaşayan çocuklar şimdi soruyor. Cevabımızı şiirlerimizde, susuşlarımızda, seçimlerimizde arıyorlar.

Artık bu sorunun zaman kipi değişmeli. Geçmiş zamanın hesabı, şimdiki zamanın sorumluluğuna, gelecek zamanın kararına dönüşüyor.

Savaşta ne yaptın, baba?

Savaşta ne yapacaksın, şair?

Gökçenur Ç.

En Yeniler

Studiod’ART, Sanat ve Edebiyat İçin Yola Çıkıyor

Berkay Öktem’in kuruculuğunu üstlendiği, yazar Altay Öktem’in danışmanlığını yaptığı...

Tüm Müdahalelere Rağmen – Hasan Ay

“dabülü dabülü dabülü bomba, bomba bomba.” Ahmet Kesinkılıç’a Tam 14 yıl...

Çağlar Ilgın Sakaoğlu’nun İlk Şiir Kitabı “Anti” 160. Kilometre Tarafından Yayımlandı

Çağlar Ilgın Sakaoğlu’nun ilk şiir kitabı Anti, 160. Kilometre...

Bir Arabanın Otopsisi: İrfan Alış’ın Satılık Araba’sı

Bir otomobilin sileceklerinden müzik çıkar mı? Çıkar. Peki, bir...

Kim Bağışlayacak Sizi – İnanç Avadit

Dünya kalpsiz, olsun, Biz işimize bakalım. Gece olur, kan kaynar, Güneş doğar,...

Çeyrek Asra Doğru Ekim Geçidi

Gülsün Erbil’in ülkemize kazandırdığı Ekim Geçidi Sergi dizisi ilk...

Benzer İçerikler

Çeyrek Asra Doğru Ekim Geçidi

Gülsün Erbil’in ülkemize kazandırdığı Ekim Geçidi Sergi dizisi ilk kez 29 Ekim 2002 tarihinde İstanbul Beyoğlu’ndaki Galeri X’te sanatseverlerle buluştu. Erbil, projenin çıkış noktasını...

25. Uluslararası Sapanca Şiir Akşamları 8-10 Ekim’de

Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında düzenlenen 25. Uluslararası Sapanca Şiir Akşamları, 8-10 Ekim 2026 tarihleri arasında edebiyatseverlerle buluşuyor. Türkiye’den ve yurt dışından...

Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi Kitap Şenliği, 9-18 Ekim’de

Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nin düzenlediği Kitap Şenliği, 9-18 Ekim 2026 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek. On gün sürecek şenlikte yayınevleri, yazarlar, okurlar ve çevirmenler Kıraathane’nin...