Nassim Soleimanpour’un çağdaş tiyatro tarihine deneysel bir kırılma olarak geçen metni Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, Ocak, Şubat, Mart ve Nisan aylarında İstanbul’da iki farklı sahnede izleyiciyle buluşuyor. Paribu Art’ta Ocak ve Şubat aylarında, DasDas’ta ise Mart ve Nisan boyunca sahnelenecek olan oyun, toplamda 40 farklı oyuncunun katılımıyla “1 oyun, 40 oyuncu, 40 akşam” iddiasını yeniden gündeme getiriyor. Provasız, yönetmensiz ve her temsilinde farklı bir oyuncuyla sahnelenen bu yapı, bir kez daha şu soruyu kaçınılmaz kılıyor: Deney ne zaman alışkanlığa dönüşür?
Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, ilk bakışta tiyatronun en temel konvansiyonlarını askıya alan bir öneri sunar. Oyuncu, sahneye çıktığında metni bilmez; seyirci, ne izleyeceğini tam olarak kestiremez. Sahnenin ortasında mühürlü bir zarf vardır ve o zarf, oyuncu ile seyircinin ortak bakışı altında ilk kez açılır. O andan itibaren sahnede yaşanan her şey geri döndürülemezdir. Tek perde, yaklaşık 60 dakika süren bu karşılaşma, tiyatroyu bir “oyun” olmaktan çıkarıp bir durum, bir sınama, hatta bir etik deney hâline getirir.
Bu radikal biçimin ardında, yazar Soleimanpour’un kişisel ve politik hikâyesi yatar. İran’da ülkesinden çıkamadığı yıllarda yazılan metin, fiziksel sınırların ve ideolojik baskıların birey üzerindeki etkisini sahneye taşır. Metnin merkezinde özgürlük arzusu, itaat, güç ilişkileri ve bireysel sorumluluk yer alır. Seyirci yalnızca tanık değildir; zaman zaman metnin sunduğu seçimler karşısında kendi konumunu da sorgulamak zorunda kalır.
Ancak oyunun bugün geldiği noktada bu kişisel çıkış, küresel bir dolaşıma girmiş durumdadır. 2011’den bu yana 30’dan fazla dile çevrilen ve 3.000’in üzerinde sahnelenen Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, artık tekil bir metinden çok, kendini yeniden üreten bir format olarak var olur. İstanbul’da hem Paribu Art hem de DasDas gibi iki büyük sahnede, ardışık aylar boyunca sahnelenmesi, bu formatın süreklilikle kurduğu ilişkiyi görünür kılar.
Tanıtım metinlerinde oyunun “bir oyun değil, bir davet” olduğu özellikle vurgulanır. Seyirci, bilinmezliğe davet edilir; oyuncu, risk almaya çağrılır. Teoride bu eşitlik hâli, tiyatronun hiyerarşik yapısını kırar. Fakat pratikte, oyunun ünü ve tekrar eden sunumları, bu bilinmezliği kısmen aşındırır. Zarfın açılacağını, seyirciyle bir etkileşim yaşanacağını ve oyunun etik bir yüzleşmeyle tamamlanacağını bilen bir izleyici profili oluşmuştur. Böylece sürpriz, mutlak olmaktan çıkar; deney, tanıdık bir çerçeveye yerleşir.
Paribu Art’ta Ocak ve Şubat aylarında gerçekleşecek temsiller, bu çerçeve içinde yıldızlı bir oyuncu kadrosu sunar. Demet Akbağ, Uraz Kaygılaroğlu, Cem Yiğit Üzümoğlu, Burcu Biricik, Şebnem Bozoklu, Enis Arıkan, Funda Eryiğit, Erkan Kolçak Köstendil gibi farklı kuşaklardan ve disiplinlerden gelen isimler, metni her akşam yeniden yorumlar. Aynı çeşitlilik, Mart ve Nisan aylarında DasDas sahnesinde Sarp Apak, Tilbe Saran, Esra Dermancıoğlu, Canan Ergüder, Bora Akkaş, Nezaket Erden gibi oyuncularla devam eder.
Bu geniş oyuncu skalası, oyunun canlılığını ve çeşitliliğini artırır. Her temsilin tonu değişir; kimi akşamlarda mizah öne çıkar, kimilerinde metnin politik sertliği belirginleşir. Ancak bu durum, oyunun başka bir gerilimini de açığa çıkarır. Oyuncunun sahnedeki tanınırlığı arttıkça, metnin savunduğu “bilinmezlik” ve “eşit risk” fikri yer yer zayıflar. Seyirci, metnin içeriğinden çok, ünlü bir oyuncunun bu metinle nasıl baş edeceğini izlemeye başladığında, deney farkında olmadan bir performans gösterisine dönüşebilir.
Seyirciyle kurulan ilişki de benzer biçimde ikili bir etki yaratır. Oyun, seyirciyi etik sorumluluklarla yüzleştirmeyi hedeflerken, bazı temsillerde bu yüzleşme sarsıcı ve kalıcı bir etki yaratır. Bazı akşamlarda ise seyircinin oyuna dahil edilme biçimi, katılımdan çok yönlendirme hissi doğurur. Bu noktada oyun, eleştirdiği iktidar ve itaat mekanizmalarını istemeden yeniden üretebilir.
DasDas ve Paribu Art gibi iki büyük sahnede art arda sahnelenmesi, Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan’ın güncel tiyatro ekosistemindeki yerini de düşündürür. Deneysel bir iş olarak yola çıkan bu metin, bugün geniş kitlelere ulaşan, takvimleri aylar öncesinden planlanan bir etkinliğe dönüşmüştür. Bu dönüşüm, oyunun politik gücünü tamamen ortadan kaldırmaz; ancak onu başka bir bağlama yerleştirir. Artık soru şudur: Deney, tekrar edildikçe mi güçlenir, yoksa evcilleşir mi?
Tüm bu çelişkilerine rağmen Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, çağdaş tiyatroda önemli bir eşik olmaya devam ediyor. Seyirciyi pasif bir izleyici olmaktan çıkarıp sorumluluk alan bir özneye dönüştürme iddiası, hâlâ geçerliliğini koruyor. Paribu Art’taki Ocak–Şubat ve DasDas’taki Mart–Nisan temsilleri, oyunun kendisinden çok, onun etrafında biriken soruları görünür kılıyor: Deney ne zaman ritüele dönüşür? Risk, tekrar içinde nasıl anlam değiştirir? Ve tiyatro, bu tekrarın farkında olarak hâlâ rahatsız edici olabilir mi?
Bu soruların kesin bir yanıtı yok. Tıpkı her akşam sahnede açılan o mühürlü zarf gibi. Yanıt, yine o an, o sahnede, o seyirciyle birlikte ortaya çıkacak.