elimde mikrofon da vardı payitahttaydım da
ama demedim kimseye
siz birbirinizi eğlemeye devam edin
ben bizim genç kızlara ‘oğlan’ kelimesini hediye ettim diye
çünkü şiirlerimi ezbere bilmem
çünkü ankara benim devletlû ablamdır, istanbul arnavut abim
bundan: sedef taşlı mücevherimi ihtiyacı olana bağışlar
bundan: yüksek sesle bir zümreye hitap edeceğimden haberim olmaz
bugün topkapı’da şehzade hangi selim’in tılsımlı gömleği
bana yanımda olsaydın üstünde yazanları okuyabileceğini söyledi
iki yıl önce gözlüğünü çıkarıp kafanı omzumun üstünden uzattığın gibi
sonra yağmur yağdı biraz ben sana yürüyordum
koca taşlarda ayak sesim kaldı eteğimin mürdümü
bir ağaç dik orman kurtulsun
bir ağaç yak osmanlı suçu sana atsın
o sen bana nerelerden bulunmuştun
önce reddetmiş sonra bir falda adımı okumuştun
kopan fırtınanın her rüzgarında sallantını duyarız
öyle gecelerde körpecik bebelerimiz huzurla uyur
hainlerimizi kahpelerimizi kovalayan sensindir
bize son nefeslerimizi ilkmiş gibi aldıran
yalan olsa susardın şimdi bir bardak su
burada ne zaman istersen sana bir bardak su
al iç arkandan ne iş çevrildi ne bir senaryodan okuduk söylediklerimizi
Sabrı bul bana getir yeni ismin insin gökten
şu tepeye bu dalgaya koyalım
yolda belde o bari yazık/ziyan/yitik olmasın
bak türkçe, ki ben onu çok iyi hatırlatırım herkese, böylelikle bizimle
bazı aralık güneşiyle içinden geçi(ri)verdiğin kapıdır o
hayır olsun başımız bozuk/delimiz fişek yıkılan 17. devlet
kurulan 18 cesaret